Bildirimler
Tümünü temizle

Felsefe üzerine;

30 Gönderiler
18 Üyeler
0 Reactions
8,408 Görüntüleme
aren
 aren
(@aren)
Gönderiler: 767
Prominent Member
Konu başlatıcı
 
[#17841]

Felsefe üzerine açılmış bir topic gördüm anlam kargaşası olduğunu düşünüyorum. Bu konuda bilgili arkadaşların desteğiyle kişilere daha bilgilendirici nitelikte bir fikir alışverişi ortamı oluşturmanın doğru olduğunu düşündüm??

Felsefe üzerine tartışalım! Felsefe nedir? Felsefe üzerine konuşurken kelimelerin dünyam'da eksik kaldığını hissediyorum çünkü tanımlamak oldukça zor.. Ama elimden geldiğince aktarmayı isterim. Felsefe bir düşünce bilimi ve kendini arayışın, doğa'yı , evreni anlamanın yollarından biridir .

Felsefe kelimesinin kökeni Yunanca'dır. Yunanca "philosophia" (philos, dost, "sophia", bilgelik) sözcüğünden Arapça'ya, oradan da Türkçe'ye "felsefe" olarak geçmiştir.

Filazoflar soru - cevap yöntemiyle yada ortaya atılan soruların cevaplarını vererek bizlere rehberlik yapmıştır. İlgilendiği konular; vvarlık, ahlak, bilgi ve gerçeği kavramaya yönelik konulardır. Filazoflar düşünsellikle ilgilendiği gibi bilime'de katkıda bulunmuşlardır.

Kim'im ben? Gerçek nedir? Gerçeğin ölçütü nedir? Hangi kriterlerle belirlenir . Doğru veya yanlış diye bir şey var mıdır? Külttürlere göre ahlak kavramı değiş mezmi? Değerler mutlak yada izafimidir?

Bilgi'nin doğru olup olmadığının anlamak, hangi ölçütlerde kesinlik sağlar? Bireysellik nedir? Gerçeğin gerçekliği kim tarafından belirlenmiştir, zaman, din, tanrı , sanata dair sorular sorarak insanın kalıplaşmış fikirlerini eleştirip doğru bilgiyi ve kendini bulmasına yönelik bir yol göstericidir..

Yaşamda ki nefes alan her canlı,hayat üzerine,ölüm üzerine, sevgi üzerine durmadan sorular sorar.

Filazofların yaşamları ve düşüncelerini bir rehber olarak gördüğüm gibi aslında çocuktan, erişkine kadar herkes bu soruların cevabını aramaya yönelik yaşar. Dünya'ya anlam vermeye çalışan ve bu soruları soran herkes kendine bir adım yaklaşmıştır. Rastgele sorgulamalar değil,akıl esas alınarak yapılan sorgulamalardan desem daha doğru olur.

İçimizde sürekli eksiklik, huzursuzluk yaşamımızın sebebi kendimizle aramıza açtığımız mesafe olabilir mi? Filazofların çabasını yaşamı anlamlandırmaya yönelik bir uğraş olduğunu düşünebilir miyiz? Öyleyse her anlamda sıkıntı yaratan soruların cevabını verdiğimiz de bir bütünlük söz konusu olacağı için huzura açılan bir kapı olarakta görebiliriz en azından ben öyle görüyorum.

Bu söylediğimden şu sonuç çıkarılmasın. Herşey felsefeyle çözülür. Hayır! böyle bir şey iddia etmiyorum. İnsan hiç bir zaman kalıplara sığmamalı bir yönü hep araştırmaya yönelik olmalı.Kendi bildiğini, bu kesinlikle doğrudur diye dikte etmemeli düşüncesinden de özgürleşebilmeli.

Felsefe hakkında bildiklerinizi bu topic altında paylaşalım; Gerek akımları,çağları filazofları vs...

Paylaşımlar için şimdiden teşekkür ederim :)


Her hırsı kaybettim; birisi olma arzusu yoktu, Bir şeye ulaşma arzusu yoktu. Yalnızca kendi içime atılmıştım. Bu bir boşluktu ve boşluk insanı deli eder. Ama Işığa giden tek kapı boşluktur. Buna, ancak delirmeye hazır insanlar erişirler demektir.

 
Gönderildi : 09/05/2007 7:49 pm
(@aletheia)
Gönderiler: 1089
Noble Member
 

zaman ne?
eğer hiçbir şey olmamış olsaydı, geçmiş zaman olmazdı.
eğer hiçbir şey olmayacak olsaydı, gelecek zaman olmazdı.
eğer hiçbir şey olmasaydı, şimdiki zaman olmazdı. o halde şu iki zaman- geçmiş ve gelecek- geçmiş artık olmadığına, gelecek de henüz olmadığına göre ne biçimde varlardır. yine şimdiki zaman eğer hep şimdi olsaydı, geçmişte kaybolmasaydı artık "zaman" olmazdı. o halde şimdinin kaybolması gerekiyorsa ona ne anlamda "vardır" diyebiliriz.
uzun zaman kısa zaman diyoruz. geçmiş zaman artık yoktur, gelecek zaman henüz yoktur. bu nedenle uzundur diyemeyiz, geçmiş için uzun oldu, gelecek için de uzun olacak deriz. şimdiki zamanın uzun olup olmayacağına bakalım, çünkü süreyi algılama ve ölçme olanağı bize verilmiştir. yüzyıl uzun bir zaman olabilir mi?yıllardan ilki geçmekteyse, o yıl şimdiki zamandır, öteki 99 yıl gelecek zamandır, dolayısıyla yoktur. eğer ikinci yıl geçmekteyse o şimdiki zaman, birinci yıl geçmiş zaman diğer 98 yıl gelecek zaman olur. hangi yılı alırsak alalım hep bu durumla karşılaşırız. geçmekte olan yıl şimdiki zaman olabilir mi? geçmekte olan ay şimdiki zaman olursa, öncekiler geçmiş, sonrakiler gelecek zamandır. bir aydaki günlar için de yanı şeyi söyleyebiliriz. bir tek saat bile tutulamayan parçalarla geçer. eğer zamanı anlamak istersek, şimdiki zaman diye hiçbir parçaya ayrılamayacak o noktaya diyebiliriz. ama o da gelecekten geçmişe öyle çabuk uçar ki, bir süreç içinde yayılması olanaksızdır. o halde uzun diyebileceğimiz zaman nerededir? şimdiki zaman yukarıda söylenenlerden dolayı uzun olamaz..

eğer geçmiş ve gelecek varsa nerede onlar? her nerede iseler orada, onlar geçmiş ya da gelecek olarak değil şimdiki zaman olarak varlar. nitekim orada da gelecek olarak var olsalar, orada da olmazlar. orda da geçmiş olarak var olsalar orada da artık yokturlar. demekki her nerede olursalar olsunlar, ancak şimdiki zaman olarak vardırlar.
artık varolmayan benim çocukluğum bu şekilde artık var olmayan geçmiş zaman içindedir. oysa anımsadığım ya da anlattığımda onun imgesini şimdiki zaman içinde görüyorum, çünkü hala benim benliğimin içindedir...

'augustinus, confessiones' den


 
Gönderildi : 17/05/2007 9:50 pm
bindokuzyuz84
(@bindokuzyuz84)
Gönderiler: 3149
Famed Member
 

feLsefe nedir diye sormuşLardı taaaa birinci sınıfta..
hiçbişeyde biLmiyoz.. ne de kopya müsvetteLerinde ..
anLıyacağınız ters köşe... :D
cevap oLarak ise arkadaşın tanımında az biraz basettiği "SADECE herşeyi yarqıLamak için doğanLarın yaptığı iş" deyivermiştim.. sanırım biraz da öyLe..
ama nerden biLirdim ki "ağzı oLanın konuştuğunu" ...:D


..Notalarına yaklaş aşkın !

 
Gönderildi : 20/05/2007 9:53 pm
(@aletheia)
Gönderiler: 1089
Noble Member
 

KİNİZM

Bir yoruma göre kynik sözcüğü Kynosarges adından gelmektedir. Asıl yerleşmiş olan bir anlayışa göre ise kynik sözcüğü "kyon"dan türemektedir. Kyon da Yunanca da köpek demektir, dolayısıyla "kynik" köpek gibi olan, köpek tutumunda olan, köpeksi anlamına gelir. Bu çığırdan olanların bu adla anılmasının sebebi şudur; bunlar hiçbir töreye, nezaket ve edep kuralına saygı göstermezler, bütün uygarlık değerlerine saldırırlar. Çok partal ve yoksul bir hayat sürerler. Bu tutumun en tipik örneği, fıçı içinde yaşamasıyla popüler olan Diogenes'tir.
Kinikler için yaşamı biricik anlam ve ereği(amacı) erdemdir. Erdem deyince de insanın içte tam bir bağımsızlığını, kendini belirlemesinde mutlak olarak özgür olmasını, yani her türlü gereklilikten ve bağlılıktan insanın kendini kurtamasını anlarlar.
Bilge kişi erdemli kişidir, yani kendi kendine yeten kişidir.
Ahlak öğretisi eudaimonisttir. Yaşamanın ereği mutuluktur(eudaimonia). Mutluluğa da ancak boş kuruntulardan kurtulunca elde edilebilen neşeli bir ruh dinginlğinde, ruhun özgür oluşunda erişilebilir. erdem hem en yüksek değer, hem de biricik değerdir. Mutlu olmak için tek araçtır. geri kalan herşey; sağlık, güzellik, zenginlik, lüks, şan, şeref aldırış edilmeyecek, kayıtsız kalınacak (adiaphora) şeylerdir. Yoksulluk, ihtiyaçsızlık, adı sanı olmamak vb şeyler ise insanı boş gururdan ve kuruntudan korur. Kinikler okulunun kurucusu Antisthenes, "hazdan, deli olmaktan daha çok korkarım" diyor. Çünkü haz insanı köle yapar. Çalışıp didinmek, güçlük ve sıkıntı ise insanı sertleştirir, dayanıklı yapar ve özgür olmasına yardım eder.
Kynikler ahlaka, sosyal değerlere, bu arada özellikle aile ve devlete karşı da kayıtsızdırlar. Kendilerinin devletle ve toplumla bir ilgilerinin olmasını hiç istemezler. Örneğin Diogenes'e göre evlilik kaldırılmalı, kadın-çocuk ortaklığı olmalıdır. Ayrca kendisinin bir dünya yurttaşı(kosmopolites) olduğunu da söylermiş.
Bilge insan evrenseldir, dünya yurttaşıdır. Bilge insan yükümlülük duygusundan gelenler dışında bütün sınırlamaları yadsırlar ve toplumsal görevleri kabul etmezler. Kinizm bir doğaya dönme öğretisidir. Zira kinikler doğal olan ile toplumsal olan arasında zıtlık olduğunu savunurlar.


 
Gönderildi : 03/07/2007 6:17 pm
denumi
(@denumi)
Gönderiler: 391
Reputable Member
 

felsefe nedir sorusunun kalıplaşmış bi cewabı yoktur olamaz da olsaydı felsefe olmazdı zaten o yüzden senelerdir herkes bir felsefe tanımıdır tutturup gidio neye benzediğine nasıl yapıldığına dair.kelime anlamı olarak bilgi sewgisi bilgiye olan düşkünlük bilgelik sewgisidir [philo+sophia]

Amaç bişiler paylaşmak buraya felsefe aakımlarından sewdiğim birini yazayım :)

Nihilizm:

Hiççilik olarak da bilinir. 19. yüzyılda Rusya'da Çarl II. Alexander'ın hükümdarlığının ilk yıllarında ortaya çıkan, şüpheci temellere dayalı felsefe anlayışıdır. Ortaçağ'da bazı heretiklere yakıştırılan bu terim, Rus Edebiyatı'nda ilk kez Nedejin'in bir makalesinde Puşkin için kullanıldı.

Katkov ise nihilizmin ahlaki ilkelerin tümünü yadsıması nedeniyle toplumu tehdit ettiğini ileri sürmüştür. Nihilist Bazarov, bu terimin yaygınlaşmasını sağlamıştır. Zamanla 1860'ların ve 1870'lerin nihilistleri, geleneklere ve toplumsal düzene başkaldıran, düzensiz, dağınık, bakımsız, inatçı kişiler olarak görülmeye başlandı. Bundan sonra da Alexander'ın öldürülmesi ve mutlakiyetçiliğe karşı yeraltı örgütlerinin başvurduğu siyasi terörler birlikte anılır.

Nihilizm, temelde estetizmin bütün biçimlerini yadsıyor, yararcılığı ve bilimsel usçuluğu savunuyordu. Toplumsal bilimleri ve klasik felsefe sistemlerini bütünü ile reddediyordu. Yalın olgucu ve maddeci bir tutumla, yerleşik toplumsal düzene başkaldırıyı temsil ediyor; devlet, kilise ya da aile otoritesine karşı çıkıyordu. Yalnızca bilimsel doğruları temel alıyor, ancak bilimin bütün toplumsal sorunların üstesinden gelebileceğini ve bütün kötülüklerin cehaletten kaynaklandığını kabul ediyordu.


Annon Edhellen edro hi ammen!

Hiç kimse misin bilmem ki nesin

 
Gönderildi : 14/07/2007 1:32 am
denumi
(@denumi)
Gönderiler: 391
Reputable Member
 

sosyoloji öğrencisi we geleceğin sosyoloğu olarak sosyoloji hakkında da bilgi werelim :)

Sosyoloji; “Toplum Bilimi” veya “sosyal olayların bilimi” ya da “sosyal örgütlenme ve sosyal değişimler bilimi” olarak da bilinmektedir.

Sosyoloji, sosyal hayatımızda var olan sosyal gerçekleri (sosyal hadiseler ve olgular), insanların meydana getirdiği grupları, grupların davranışlarını ve sosyal kurumları olduğu gibi inceleyen pozitif bir sosyal bilim dalıdır. Bir başka ifadeyle, sosyoloji, bir takım varsayımlardan çok; var olan gerçekleri ortaya koymaya çalışan, sosyal gerçeğe eğilen bir ilimdir.

Geniş anlamıyla sosyoloji, insanların birbirleriyle kurdukları sosyal münasebetleri, sosyal gruplar, kurumlar ve örgütler arasındaki münasebetleri, toplu eylem, toplu direniş gibi topluluk ve fert davranışlarını, değişik düzeylerde bütün sosyal etkileşim biçimlerini, sosyal yapı özelliklerini ve bu yapıda ortaya çıkabilecek değişme temayüllerini belirli bir yöntem dahilinde inceleyen, sosyal gerçekleri ve süreçleri sistematik ve bilimsel olarak mercek altına alan bir bilim dalıdır.

Sosyoloji, fertten ziyâde toplumun aynasıdır. İnsanın, sosyal diye vasıflandırabileceğimiz bütün davranışları, sosyolojinin ilgi alanına girmektedir. Her ne kadar insan ruhuna pek yakın olan ilgi alanlarını, değerleri ve duyguları ihtiva eden sorunları ele alıyorsa da, sosyoloji, bir şeyin iyiliği veya kötülüğü, uygunluğu veya uygunsuzluğu gibi hususlarda yargıda bulunmaktan uzak durmaya, yani tarafsız kalmaya gayret etmektedir.

Toplum yasaminin olusumunu, kosullarini, isleyisini degisimini objektif bir sekilde sosyal bütünlük içerisinde inceleyen bilim dali olarak bilinen sosyoloji; en genel anlamda, toplum içinde yer alan sosyal gruplari, sosyal siniflari, ekonomik, politik, sosyal, dinsel, ve hukuksal kurumlari; nufusu, örf, adet, deger norm ve inançlari tüm bunlar arasindaki karsilikli iliskileri tüm bu unsurlardaki degismeleri inceler ve açiklamaya çalisir.

Bunlara ilaveten sosyolojinin içerdigi bilgi oldukça genis ve farklilasmis fenomenler alaninin genis bir bölümünü kapsar. Örnegin;aileler, kilise, cami ve mezhepler, yerel ve siyasal birlikler, yerel etnik ve ulusal topluluklar vb. gibi kurumlar içerisinde bireylerin davranislari gibi bireyler arasindaki iliskilerin kaliplari,kurumlar ve topluluklarin isleyisinde yapinin ve otoritenin rolü, topluluk ve kurumlarin gelir ve statü veya saygi ile ilgileri,toplumlarin tabakalasmasi, bireylerin eylemlerinde ve topluluklarin, kurumlarin ve toplumlarin isleyisinde bilissel ve normatif inançlarin rolü gibi...


Annon Edhellen edro hi ammen!

Hiç kimse misin bilmem ki nesin

 
Gönderildi : 14/07/2007 1:42 am
(@aletheia)
Gönderiler: 1089
Noble Member
 

Çağımızın ünlü ingiliz filozofu Bertrand Russell, "felsefe sorunları" adlı kitabında, felsefe hakkında ilk bilgileri edinmek isteyenlerin, büyük ders kitaplarından topyekün bir görüş elde etmeye çabalamaktansa, büyük filozofların kimi yapıtlarını okumayı hem daha kolay, hem de daha yararlı bulacaklarını söyler. Sözünü ettiği yapıtlar, Platon'un Devlet'i, Descartes'in Düşünceleri, Spinoza'nın Ethika'sı, Leibniz'in Monadoloji'si Berkeley'in Hylas ile Philonous Arasında Üç Konuçma'sı, Hume'un İnsan Anlığı Üzerine Bir Soruşturma'sı, Kant'ın Prolegomena'sıdır. Gerçekten, felsefenin ne olduğunu merak eden okur için en iyi yol, doğrudan doğruya filozofların yapıtlarına bakmak, felsefenin ne gibi sorunlarla uğraştığını bu yapıtlar içerisinde gezinerek görmektir.

Felsefe eğitimi ile felsefe öğretimi arasında önemli bir fark olduğunu belirtmek gerekir. Felsefe eğitiminin en iyi betimlemesini, Platon'un Devlet'inde, ünlü mağara metaforunda buluruz. Orada Sokrates bir benzetme yoluyla eğitimle aydınlanmış kişiyi aydınlanmamış kişiden ayırır. Aydınlanmamış kişi, yeraltında bir mağarada eli kolu bağlı, yüzü mağaranın duvarına dönük, arkasındaki ateşin yarattığı gölgeleri gören, tek gerçeğin bu gölgeler olduğunu sanan insanlar gibidir. İnançlar ve sanı(doxa)lar dünyasında yaşar bu kişi. Biri gelip ellerini çözer de ou mağardan dışarı çıkmak için zorlarsa, önce direnir, gözlerini güneş ışığına sımsıkı kapar. Çünkü ışık, alışık olmayanın gözünü kamaştırır. Mağaranın dışına çıkınca, önce insanların ve başka şeylerin gölgelerini, suda yansımalarını, sonra da kendilerini görür. Gözleri iyice alışınca da güneşe bakar ve anlarki, daha önce gördüğü herşeyin kaynağı odur.

Burada güneş felsefi bilgiyi(episteme'yi) simgeler. Eğitimle aydınlanmış kişi, felsefi bilgiye ulaşmış kişidir; "varsayımları aşa aşa asıl olana varan" , "türlere ayırabilen, aynı türden olanları başka başka, başka olanları da aynı türden görmeyen" , "bütünü,, bütünlüğü içinde görebilen" kişidir. Felsefi bilgiye götüren yürüyüşe "diyalektik" yürüyüş der Platon, yürüyüşü gerçekleştirense diyalektikçidir.

Peki, nasıl bir bilgidir felsefi bilgi? Bütünü ve bütünlüğü görmek ne demek? Bu sorunun yanıtını, Sokratesin ünlü "Kendini bil" öğüdünde buluruz. Felsefi bilgi kendini bilmekle, kendini tanımakla ilgilidir, insanın olanaklarının bilgisidir. Burada tür olarak insanın olanakları söz konusudur. Tek tek kişilerse, bu bilgiye dayanarak bu olanakları gerçekleştirir. İnsanın kendini gerçekleştirmesi, olanaklarının bilgisine bağlıdır yani felsefi bilgiye. Bu olanaklar insanın dışında değil, kendindedir.

İran kaynaklı Simurg mitosu bunu çok güzel dile getirir:
Günün birinde kuşlar toplanır, hükümdarlarını seçmek isterler. Aralarından biri, hüthüt kuşu, "sizin zaten bir hükümdarınız var, ama haberiniz yok, o bize yakın da biz ona uzağız. hükümdar hep odur. adı da simurg'dur, kaf dağındaoturur. gelin onu arayıp bulalım" der. Kuşlar binbir özür getirir, yolun çetin olduğunu, bu yolu uçmaya güçlerinin yetmeyeceğini söyleyip bağışlanmayı dilese de, hüthüt onları inandırır, yüreklendirir.
Binlerce kuş, hüthüt ü klavuz edip yola koyulur. Yolda hepsi yorgun, bitkin düşer, yolun sonunda hükümdarı görebileceklerinden umutlarını keser, birer birer itiraza kalkışırlar. Hüthüt onların kuşkularını gidermeye çalışır ama yol çetin ve uzundur, aşılacak yedi vadi vardır daha önlerinde. Yorgunluğa, açlığa dayanamayanlar bırakırlar yolculuğu;sonunda geriye yalnızca otuz kuş kalır. Bu otuz kuş, yedinci vadiyi de aşınca karşılarında kocaman bir kapı görür. Kapıda duran çavuş onları içeri almak istemez, hüthüt diretince kapıyı açar. Kuşlar büyük bir odaya girer, herbiri odadaki tahtlardan birine oturunca, çavuş önlerine birer kağıt koyar. Okuyunca bütün yaptıklarının kağıtta yazılı olduğunu görür, şaşakalırlar. Kuşların şaşkınlığı sürerken, "simurg geliyor" diye bir ses duyulur. Otuz kuş başlarını kaldırıp baktıklarında her biri karşısındaki aynada kendi yüzünü görür. Artık ne yol kalır, ne yolcu, ne de klavuz. Burada serüveni anlatılan kuşlar hakikat yolunun yolcularıdır, hüthüt de klavuzlrı yani diyalektikçi ya da filozof. Hakikat ise insanın kendindedir, kaf dağında değil. Ne ki o uzun yolculuğu yapmadan hakikate, yani felsefi bilgiye ulaşılmaz.


 
Gönderildi : 14/07/2007 7:44 pm
darktth
(@darktth)
Gönderiler: 7
Active Member
 

açıkçası copy paste olaıyla burda felsefe yapılmaz..

bu topii katılan herkesn kabullendii bi görüş wardır zaten ama nie kalkıp 'warlk war mıdır' tarzı okul kitaplarının sorgulamalrını yapıorz...

ya da bişiler paylaşıcaksak da bana göre bilmiorm bi konu atılır ortaya we onun üstüne arkasında durduumuz felsefi görüşlerle yargılarla tartışırz...

fikir atın seçilsn derim..mesela sabretmek we idare etmek ? fark...


in to deep

 
Gönderildi : 19/07/2007 9:30 pm
denumi
(@denumi)
Gönderiler: 391
Reputable Member
 

Gönderen: @darktth
açıkçası copy paste olaıyla burda felsefe yapılmaz..

bu topii katılan herkesn kabullendii bi görüş wardır zaten ama nie kalkıp 'warlk war mıdır' tarzı okul kitaplarının sorgulamalrını yapıorz...

ya da bişiler paylaşıcaksak da bana göre bilmiorm bi konu atılır ortaya we onun üstüne arkasında durduumuz felsefi görüşlerle yargılarla tartışırz...

fikir atın seçilsn derim..mesela sabretmek we idare etmek ? fark...

felsefe yapmak zaten öyle önüne gelen her insanın yapabileceği bir şey deildir ancak burada belli bir konu hakkında çeşitli akımlardan yola çıkılarak tartışılabilinir (tabi tartışmanın felsefi bir boyutu olması amacıyla). Akımlar hakkında bilgi wermenin de felsefe yapmak adına yapılmadığının en azından kendi adıma bilincindeyim için rahat olsun yani. Bu başlığa sadece görüşleri olanların katılmasını da beklememek gerekir diye düşünüyorum herkes felsefeye ilgi duymayabilir we bu başlığa girdiğinde delme çatmaların tartışmalarının dışında bilgi edinebileceği paylaşımları da bulması gerektiği kanısındayım.


Annon Edhellen edro hi ammen!

Hiç kimse misin bilmem ki nesin

 
Gönderildi : 20/07/2007 12:41 am
(@aletheia)
Gönderiler: 1089
Noble Member
 

Gönderen: @darktth
açıkçası copy paste olaıyla burda felsefe yapılmaz..

bu topii katılan herkesn kabullendii bi görüş wardır zaten ama nie kalkıp 'warlk war mıdır' tarzı okul kitaplarının sorgulamalrını yapıorz...

ya da bişiler paylaşıcaksak da bana göre bilmiorm bi konu atılır ortaya we onun üstüne arkasında durduumuz felsefi görüşlerle yargılarla tartışırz...

fikir atın seçilsn derim..mesela sabretmek we idare etmek ? fark...


"varlık var mıdır" sorusu birebir olmasa da varlık sorunu bütün felsefe tarihini meşgul etmiştir, antik çağdan günümüze dolaylı ya da doğrudan ele alınmıştır. bunu okul kitabı konusu diye küçümsemek ancak felsefeden anlamayan birinin söyleyeceği birşeydir.
ayrıca herkesin kabullendiği görüş nedir ki fesefe de kabullenilen bir görüş diye birşey olmaz. neyse. burada bi konu ortaya atılıp tartışmasının yapılabileceğini sanmıyorum bunu yapmak kolay değildir oyüzden başlığı açan arkadaşın dediği yönde şeyler yazmak daha mantıklı bence.


 
Gönderildi : 20/07/2007 12:58 am
darktth
(@darktth)
Gönderiler: 7
Active Member
 

ıımm o zaman felsefe mezunlarını fln alalım...

o bi küçümseme deildi bunu yapıcak insan sayısının aksine az olmasıydı..

ya neyse bea banane :)


in to deep

 
Gönderildi : 21/07/2007 3:50 am
DARKbaby
(@darkbaby)
Gönderiler: 1255
Noble Member
 

felsefe delirircesine düşünmek ama bi yanıt bulamamaktır.


Smashing your face
Crushing your race
Christraping black metal to satan gives praise

 
Gönderildi : 15/09/2007 8:59 am
(@aletheia)
Gönderiler: 1089
Noble Member
 

siyaset felsefesi dersinden... 8O

Aydınlanma! Felsefe tarihinin efsanelerinden biri..Yok öyle bir şey, kimse aydınlanmadı! İki aydınlanma filozofuna bakın, birbirine zıt şeyler söylemişler, hangisine inanıp aydınlanacağız? Ne Kant ne de Hume! Kim bunları benimsedi de aydınlandı? Aydınlandılarsa nedir bu vahşet? Avrupa aydınlandığını sandı! İnsan haklarıymış...Hangi insanlık? Bunlar sahte kutsallıklardır. Uydurmadır. Geçin böyle palavraları..Hekes eşitmiş, herkes kardeşmiş, eşitlikmiş, özgürlükmüş, insan haklarıymış! Türkiyede yaşayan "x" ırkı, kanserdir onlar kanser.. Sen bir kanser hücresine, "cici kanser, hastalık yaratma" diyebiliyormusun? O halde
nedir bu ırka yapılan kardeşiz, cici "xler" masalı?! Kanser hücresi bunlar geçin kardeşliği falan.. İnsan hakları birer virüstür, aydınlanma bir virüstür.. Kandırıyorlar sizi, bu bölüm(felsefe bölümü) zihninizi mahvediyor! Bunları zamanında asmak lazımdı, bırakmadılarki! İnsan hakları, aydınlanma ortalığı serbest hale getirdi, kanser hücreleri türedi.. İnsan haklaır, özgürlük, eşitlik değil; disiplin gerekli disiplin!! Serbest bıraktığın anda baş belası mikroplar türer. Mikrop hakları dersiniz
ondan sonra, onlar da hayatını devam ettirme hakkına sahip, bırakın yaşasınlar?! Özgürlük ve eşitlik olsaydı ne olurdu insanlığın hali? Bir erk olmasaydı? İktidarda hangi organlar bulunur, yasama, yürütme ve yargı. Önce yasa koyulur, sonra onun uygulanması sağlanır, aksi durumda yargı gücü çalışır, bu böyle olmasaydı eğer,
mutlak özgürlük olsaydı, beşeriyet olur muydu? Eğer beşeriyet halen varolmaya devam ediyorsa, eşitliği ve özgürlüğü sağlamayı başaramadığı içindir. İyiki de başaramamış! Onların olduğu yerde insanlık zarara uğrar. Her memlekete bir cellat lazım...Polis bi katili yakalasa, en ufak bi şiddet görüse orada, olay olur; işkenceci polis! Ne yapmalı, katili, suçluyu karakola davet mi etmeli ceketinin önünü ilikleyerek?! Elbette gerekiyorsa zor kullanacak.. Ama yok insan hakları var ya, o da insan ya! İdam da kalktı, neymiş avrupa birliği uyum süreciymiş..Avrupa birliği içinde baskın olan
iki taraf, masonlar da, katolikler de türkiyeyi istemiyorki ab'de..Bunu herkes biliyor, papa ağzıyla söyledi, ama yok avrupa kölesi olduk bir kere..
Eski putlar, kutsal kitaplardı, yeni put ise aydınlanma, insan hakları! Hepsi kutsal..Bu insanlığın hep ruhi hem de beşeri defosu.
Felsefe hocalarının hepsi aptaldır. Çünkü filozofların aptal olduklarını göstermemişlerdir öğrencilerine.. Bunların söyledikleri allah kelamı mı? Neden doğru ve yanlış yönlerini göstermeden benimsetiyorsunuz? Hatalarını da gösterin ki realiteyi herkes kendisi değerlendirsin. Zamanında metafizik diye karşı çıkıldı bir çok şeye.
Ancak kendi söyledikleri modern metafizik! Felsefenin büyük bir kısmı entellektüel masaldır..

fehmi baykan rulessss......


 
Gönderildi : 28/09/2007 8:16 pm
psYchotic-eYes
(@psychotic-eyes)
Gönderiler: 2411
Noble Member
 

Bu bölümün ayri acilmasi cok faydali olcaktir herkes icin, acan eller dert görmesin. :) kurallar dahilinde, bilgilendirici ve tartismasi bol topicler dilegiyle :)


www.turandursun.com

EVRİM gerçeği: http://www.metaltr.net/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=158

 
Gönderildi : 30/09/2007 4:01 pm
(@taniquetil)
Gönderiler: 2875
Famed Member
 

Gönderen: @denumi
...
felsefe yapmak zaten öyle önüne gelen her insanın yapabileceği bir şey deildir
...

Bu sene ilk defa Felsefe dersine girdik ve meraklı olduğumuzdan dolayı arkadaşımla derse feci ahzırlandık. Konu uzadı çağlardan çağlara, Thalesten Aristoya uzadıkça uzadı ve bir yere bağlandığında tam yukarıdaki cümleyi sarfettim ve öğretmenim bu cümleyi kullanmamı beklermişcesine "bu kelimeleri söylerkende felsefe yapıyorsun" dedi ve ben tüm hazırlıkların bundan ibaret olduğunu anladım (:

Bir de aletheia "varlık var mıdır" gibi bir yazıyla başlamışsın ve bende nerden bağlantı kurduysam uzun süredir düşündüğüm bir konu ve senden yardım isteyerek bir soru yöneltiyorum;

Ölüm yokluk mudur?

Bilgilerine güvenerek soruyorum bu soruyu (:


MAKE A CHANGE... KILL YOURSELF!

 
Gönderildi : 02/10/2007 9:54 pm
Sayfa 1 / 2
Paylaş: