Dialektin kralı olur kendileri..
Korku ve Titreme ve Sidartha en bilinen eserleridir.
wer kann die stimme aus dem kissen von den Leiden...
sewerim kendilerini saygılarımı sunarım ona.
www.d-a-c.efsanesi.com
hi,ç bi kitabını okumadım ama sofienin dünyasinda baya söz ediliodu kendisinden
'Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın ?
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!'
ben onun ölümcül hastalık umutsuzluk adlı eserini okumuştum yer yer ağırlaşan bir üslup ama genel olarak insanın umutsuzluğunu güzel bi şekilde yansıtmış benima anladığım kadarıyla insanı umutsuz yapan şey sonlu ve sonsuz yönlerinin çekişmesi ve insanın maddi ve manevi dünya arasında sıkışması ve umutsuzluk herkesde olan bişey kimisi farkında kimisi değil ama umutsuzluk kaçınılmaz....
kaygı kavramı adlı kitabı var bende ağır bi kitap anlamak için soren kierkegaard 'In penceresinden bakmak lazım
Artık güneş görünmez olur,gök bulutludur; Rahatça dal ,ölüm sonu gelmez bir uykudur
Diyalektiğin kralı kikegard değildir diyalektik ilk çağda sokratesle başlayıp platonla zirveye ulaşmışır (görüngüler dünyası ve idelalar dünyası)Aristo da
hocasının görüşlerini kavramlara indirgeyerek yeni bir zemine oturtmuştur.diyalektik tarihsel süreç içerisinde bir çok düşünür tarafından felsefi düşüncelerini ve bilimsel düşüncelerini ortaya koymada başvurdukları bir metod olmuştur.Diyalektiğin yeni çağla birlikte descartes'in kartezyen arayışında dulaist bir açılımla görmekteyiz ...kikegard diyalektiğin değil olsa olsa varoluşçuluğun babası olur..
Kuş öldürenler şair olur..
Kierkegaard'ın bir felsefeci mi yoksa filozof mu olduğu tartışılagelmiştir. Keşke bu konuda bir kanıya sahip olabilseydim..19. yy'da felsefe dersinde Marx ve sonrasında Nietzsche ile haftalarca uğraştığımız için Kierkegaard'a zaman kalmamıştı. Hoca tezimi okuyup öyle girin finale dedi, ne kadar anladım ve özümsedim bilemiyorum ama onu da enine boyuna ele almak isterdim. Görüşlerine yakın olduğum için değil, eleştireceksem de bunu daha doğru yapabilmek için.
Yukarıda dendiği gibi, Kierkegaard diyalektiğin kralı değildir elbette. Eğer böyle bir vasıf yüklenmek istenirse, varoluşçuluğun öncülerindendir, kurucularındandır denebilir; öyledir. Kullandığı kavramlar Sartre, Camus, Heidegger, Merleau-Ponty gibi düşünürleri etkilemiştir. Okumak ve anlamak öyle kolay değildir. Korku ve Titreme’nin alt başlığı "diyalektik lirik" tir. Kitabın ilk kısmı diyalektik olmaktan çok lirik iken, daha diyalektik olan ikinci bölümdür ve burada imanın ne anlama geldiğini anlamak için gereksinim duyulan ayrımları gösterir.
"korku ve titreme"yi okurken Hegelci bir arka plan olması Hegel bilgilerim daha tazeyken okuyabilseydim bu kitabı dedirtti.
İbrahim’in oğlu İshak’ı kurban etme hikayesini ele alması, toplumsal normların, evrensel olduğu düşünülen değerlerin irdelenmesi için bir araçtır, dikkati bu konuya çekmek için kullanılmıştır. Kitabın teması için en uygun ifade 'iman'dır. İmanı, Hegel’in sistemindeki gibi yüksek noktalardan görmek yerine, Kierkegaard bizi imanın, düşünce sistemi içinde yerinin olamayacağı, imanın tam olarak düşünmenin bittiği yede başladığı gerçeğine götürmektedir. Onun imanı, genel olarak anladığımız şekliyle insanlığı, yani birbirimizde görmeyi ve değerlendirmeyi beklediğimiz az ya da çok tanımlanmış mizaçlar topluluğunu aşağılamaktadır. Kitabın en genel mesajı, iman kavramının çok ucuzlatılmış olduğu ve konuştuğumuz şeyin de artık iman olmaktan çıkmış olduğudur.
Bir de etik şart belirtilmiştir; birey “evrensel” için bir şeyler yapmalıdır. Normalde görevinize karşıt olarak kabul edilecek bir şeyi yapmak eğer evrensele hizmet ediyorsa, ona yönelik yararlar sağlıyorsa haklı bulunabilir.
Kierkegaard’ın bir de Nietzsche ile bağdaşabilecek bir insan tasarımı vardır; “kalabalıkta hakikat yoktur. Kişinin kendisi olması için belirlenimlerden kurtulması gerekir.”
Orda yanlış bir bilgi vermişsin hocam. Diyalektik Sokrates'ten önce de vardı; nitekim Aristoteles diyalektiğin başlangıç noktasını Elealı Zenon olarak gösterir ki Zenon Sokrates'ten birkaç asır önce yaşamış.Diyalektiğin kralı kikegard değildir diyalektik ilk çağda sokratesle başlayıp platonla zirveye ulaşmışır (görüngüler dünyası ve idelalar dünyası)Aristo da
hocasının görüşlerini kavramlara indirgeyerek yeni bir zemine oturtmuştur.diyalektik tarihsel süreç içerisinde bir çok düşünür tarafından felsefi düşüncelerini ve bilimsel düşüncelerini ortaya koymada başvurdukları bir metod olmuştur.Diyalektiğin yeni çağla birlikte descartes'in kartezyen arayışında dulaist bir açılımla görmekteyiz ...kikegard diyalektiğin değil olsa olsa varoluşçuluğun babası olur..
R.I.P Miika Tenkula (1974-2009)
1813 te Kopenhag da doğdu... 1855 te Kopenhag' da öldü..çocukkende gençkende yalnızdı.. annesi ablaları ve abilerini yirmibir yaşına gelmeden yitirdi..hegelci değildi , aksine hegele saldırıyordu..ehmm.. ve heddeger, jaspers, sartre ın bu adama bayaa bi bocu var.. korku ve titreme ile tanıdık kendisini.. accaipde sevdik