Çocukken hep ağabeyimin evine gider, onun cdlerini karıştırır yeni ne var diye bakardım. Genelde hep Black Sabbath, Pink Floyd, Metallica cdleri arasında dolaşır dururdum.Gene o günlerden biriydi. Bu sefer farklı bir cd vardı fakat. ApocalypticA adında bir grup. Kapağında çello vardı, adı da metallica’ya benziyordu. Yeni yetme olduğum zamanlar tabii. Aaa bunlar Metallica özentisi diye atmıştım onları kenara.. Ta ki 1 yıl sonra tekrar o cdyi bulup dinlediğim zamana kadar. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm... Melodik yapı beni benden alıp başka diyarlara götürmüştü.
Söylediğim cd kapağı.. Yıl 97 idi.. 12 yaşındaydım.. İlk tanışma 11.. Yeni yetmeliğe verirsek eh pekte normal bence J.. Ve şu anda dinlediğim albüm ise Worlds Collide.. Tam 10 yıl geçti benim için.. Hala aynı tattalar... Hala aynı hisleri alabiliyorum... Hala aynı ritimler... Hala aynı o çellonun güçlü ama narin sesi...
Albümün açılış parçası ve adını taşıyan parça Worlds Collide sanki zamana karşı söylenmiş sözleri anımsatıyor. Yer yer klasik, yer yer ise bütün tüylerinizi ürpertecek derecede dolu dizgin bir parça bu Worlds Collide. Ve bence albüm açılış parçası bundan daha iyi ve daha anlamlı olamazdı.
Sırada gelen Grace biraz önceki tınıları taşıyıp, biraz daha hızlandırıyor ve bizi albüme alıştırıyordu. Ölüme doğru hızlanan bir tren içindesiniz sanki.
3. parça olan I’m not jesus albümün ilk vokal olan parçası. Zaten bu albümün misafir zenginliği bakımından sanki bir ApocalypticA albümü değil, karma bir albüm gibi. I’m Not jesus’da vokal görevini Corey Taylor üstleniyor.
4. parça olan Ion sanki bir konser arasında dinlenme gibi mi desem, yoksa siz durun hazırlanıp bomba gibi geliyoruz mu desem işte o tarz bir parça. Hele ki 2:17 de başlayıp parçanın sonuna dek giden Mikko Sirén Drum baterist hünerliği kesinlikle kaçırılmaması gereken bir şaheser.
5. Parça benim şahsen hastası olduğum Till Lindemann’ın sesiyle başlıyor, o meşhur DU sesiyle. İlk duyduğum anda bütün her şeyden kesildim. Bir anda ona kitlendim.
Du
Kِnntest Du schwimmen
Wie Delphine
Delphine es tun
Niemand gibt uns eine Chance
Doch kِnnen wir siegen
Für immer und immer
Und wir sind dann Helden
Für einen Tag
Bu parçanın bir garip özelliği var ki, isterseniz melankoli kokularını alırsınız, isterseniz gaza gelip headbang’e girersiniz. Ya da ben çok sevdiğim için bu adamın sesini bana öyle geliyor. J
6. parça olan Stroke ve 7. Last Hope girdiğinde ise artık taktiklerini anlamıştım. Bunlar bir böyle durulma parçaları yapıp, bütün hünerlerini ve ustalıklarını sergileyip, diğer parçaya geçiş sağlıyorlardı. Ve gene o trenin içindesiniz. Bir sonra ki istasyonda sizi ne beklediğini bilmiyorsunuz. Bana bu parçanın bir diğer hissettirdiği ise, sanki bir aksiyon filminde suçlu ile adalet peşinde koşan adamın suçluyu kovalama sahnesindeki arka planda olan, kırılan şeylerin yavaş çekimi gibi. Kafanızda birazcık onu canlandırırsanız, parça o tarz bir konuya çok iyi oturuyor. Kim bilir belki yeri gelir bir filme soundtrack bile olabilir.. Fakat burada bir şeye değinmek istiyorum. Last Hope’da Dave Lombardo’nun o hissi çok daha iyi verdiğini emin olun garanti ederim.
I’dont Care parçasında ise Three Days Grace grubundan tanıdığımız Adam Gontier bulunuyor. Sesi ruhumuzu okşuyor adeta.. Ve bir sitemi var;
Sadece inkar etme!
Sadece inkar Etme.. Yüzleş bununla
Sadece Yüzleş bununla!
Her zaman ki Burn vokalsiz.. Seyrek şekilde çellolar eşlik ediyor parçaya.. Sigara molası J
S.O.S. parçasında ise vokal olarak sanırım bir başkası seçilemezdi. Lacuna Coil grubundan tanıdığımız Cristina Scabbia eşlik ediyordu. Bu parça ise Tamamen ApocalypticA dışında bir parça. Çok az derecede çello sesini duyuyoruz. Daha doğrusu çok arkadan geliyor. Bateri ve vokal bu parçada önde. Sanki deneysel bir albüm gibi. Bu parçada 10 üzerinden 8 alarak geçiyor dersinden.. J
Peace Outro anlamında mı koyulmuş yoksa yıllara karşın o kadar fanlarına armağan edilmiş bir parça mı bilinmez fakat feci halde duygu yüklü bir parça ondan eminiz.
Bonus track olarak ise Uaral ve Dreamer var karşımızda. Bateri harmanlanması ve Çello soloları öncülük ediyor bu 2 parçada. Bütün güçleriyle çalmışlar sanki. Hani olur ya, böyle bir konser biter ve tamamen coşarsınız, aynen öyle. Belli bir konsepte bağlı olmadan sanki tamamen hür ve tamamen natüre bir şekilde çalınmış. Bunu Dreamer parçasında özellikle girişteki sound’dan anlayabilirsiniz.
Albüm bence 10 üzerinden 9’u hak ediyor. 2-3 vokalsiz parça da doldurulsaydı, efsaneler arasına girebilecekti benim için. Ama bu haliyle bile, cd arşivimin en nadide eserleri arasına girmeyi başardı.
ImpLosioN
Attention! You are currently viewing sitemap page!
We strongly suggest to look at original content