Tüm W.A.S.P. hayranları 2004 senesinde, son çıkan The Neon God: Part Two - The Demise albümünden sonra kimisi artık son bir şans olarak kimisi de hala umutlu ve heyecanlı olarak Blackie’den yeni bir albümü bekliyordu. Kendi açımdan yazmak gerekirse W.A.S.P. konserindeki olumsuz gözlemlerimden sonra sadece umut ederek bekledim bu albümü. Turnede çaldıkları bu albümün ilk parçası olan ‘ Mercy ’ insanlar üzerinde fazla bir etki bırakmışa benzemiyordu, ayrıca…
Ve albüm çıkalı yaklaşık 2 ay oldu ve ben defalarca dinledim, dinledikçe önyargılarımdan kurtuldum ve bir W.A.S.P. sever olarak albümü hiçe saymanın doğru olmadığına inandım. Çünkü her şeyden önce Blackie Lawless muazzam sesti ve mükemmel bir müzisyendi. Klavyelerin, sözlerin, gitarların ve tabiî ki de vokallerin ona ait olduğu bir albümü es geçmek 25 yıllık tarihi olan W.A.S.P. ı es geçmek olacaktı. W.A.S.P.ın geçmişine şöyle bir baktığımızda benim için en mükemmel olan WASP albümünün üzerinden 23 sene geçtiğini fark edeceksinizdir ki hala o albümün şarkıları dinlenmekte ve sevilmekte… Ama şu da bir gerçektir ki bu kadar yıl boyunca WASP albümü kadar güzeli de gelmemiştir, fikrimce. Beklemek de ne kadar doğrudur değildir, tartışılır ama derseniz ki artık yaşlanmış Blackie’den gelen bu son albüm nasıl? Bence aradan geçen yıllara, yaşanmışlıklara ve hastalıklara rağmen gayet başarılı ! Çünkü her zaman bir şeyleri yargılarken şartları göz önünde bulundurmak gerektiğine inanırım, onu asmadan önce…
Gelelim şarkılara, ilk olarak konserlerinde de dinlediğimiz Mercy, albüm açılışı için seçilmiş iyi bir parça. Çok farklı değil, klasik sevip bildiğimiz W.A.S.P. şarkısı lezzetinde ve özellikle nakarat kısmı çok güzel. şarkının bitişindeki sololar insanı çileden çıkarırcasına isyankar…
Albümde, benim favorilerimden biri olan Long, Long Way To Go daha sert daha gaz bir şarkı Mercy’e göre. Nakaratta Blackie, Long, Long Way To Go derken resmen sesi titriyor ve kimliğini, diğer vokalistlere göre özel bir Allah vergisine sahip olduğunu kanıtlarmışçasına yorumladığı benim en en sevdiğim şarkı olan Take Me Up’a hazırlıyor…Kim ne derse desin, Blackie öldü diyenler avcunu yalasın; Blackie Usta büyüksün !!!
Başından sonuna duygu seli bir şarkı... Hele 3. dakikadan sonra iyice kopuyor. Böyle şarkıları yorumlamakta üzerine çok az insan tanıdığım Blackie’nin nasıl hissederek ve haykırarak söylediğini dinlediğinizde kesinlikle anlıyorsunuz. Aşağıdaki 2. linkte bir de canlı olarak dinleyin, kulaklarınız ve ruhunuz ses görsün…
The Burning Man özellikle melodi açısından bence albümün en başarılı şarkısı ve şarkının akıcılığı akıllarda kalacak bir W.A.S.P. klasiği tadında olacak yıllar sonra bile… Ateş ve yanmak kavramlarını neredeyse her albümünde benimseyip irdeleyen Blackie, bu sevdasını Dominator’da da çok güzel işlemiş olduğunu gösteriyor. 3.dakikada çok asi bir gitar solosunun bitmesiyle başlayan korotik vokal ve devamında nakaratın girmesi şarkıya ahenk üzerine ahenk katmış.
Albümün en uzun şarkısı Heaven's Hung in Black hüzünlü bir klavye solosuyla başlıyor..Ses rengiyle olsun, melodiyle olsun ya da sözlerle; çaresizliğin anlatıldığı bir eser. Albümün slow olup da vokallerin bu kadar derin hissedilebildiği 2.parça Heaven's Hung in Black…Blackie’nin No don`t you leave me to die … Don`t you leave me to die …diye başlayıp hesaplaştığı yerde iyice kopuyorsunuz, ardından giren gitar da tuz biber oluyor zaten…Sözler çok basit ama yaşattıklarının önemi derin !
‘I can`t take anymore
I have no more wings
I can`t take anymore
The gates of heaven sealed
See my angels
Too Insaingels
See my Insaingels
Are never coming back
I can`t take anymore
Our walls are black and bleed
I can`t take anymore No rooms here for your screams
See my angels
Too Insaingels
See my Insaingels
Are never coming back
Do you know what it's like
When Heavens hung in black
No don`t you leave me to die
Don`t you leave me to die
No, don`t you leave me to die
Oh my Lord, don`t you leave me to die
And you'll know what it's like
Painting heaven black
And you'll know what it's like
Hanging heaven black ’
şöyle bir şarkı isimlerine baktığınızda sanki bir öncekinin devamıymış gibi gözüken Heaven's Blessed din üzerine inanış ve dua üzerine yazılmış bir şarkı… Canlı ve eğlendiren bir melodiye sahip. Blackie şarkıda Tanrının her zaman, O’na ihtiyacı olan ve inandığı şeyleri verdiğini söylüyor…
‘Now I lay me down
A crown of thorns falls from my head My lord you see my knees I fall
There`s never been no time I ever been denied
Almighty lord
Ooh, God in heaven gonna give me
All I want
It`s all right, all right, It`s all right, all right
It`s all right, all right, It`s all right, all right
It`s all right, all right, It`s all right, all right
I`m a chosen one, I`m Lazarus Rising from the dead
My bloody feet and knees I crawl
And my tithes he give me seven times
Gonna give me all I want
God in heaven gonna give me
All I want
My God`s gimme, gimme
All the heaven`s blessed And everytime give me everything I prayed I`d be
My God`s given to me all the heaven gives
And everytime give me everything I believe I need’
Sonraki ‘Teacher’ parçası benim için albümün vasat tarafını oluşturuyor; iyi müzikal alt yapısının dışında bir özelliği olmayan, basit sözlerin bolca hakim olduğu bir şarkı. Olmazsa da olurmuş yani.
Hemen arkasından Heaven's Hung in Black şarkısının reprise hali yani 3 küsür dakikalık kısa bir hali var. Gözlerinizi kapatıp sadece O’nun titrek ama asi sesini dinleyip kaybolmanız için eklenmiş, kesinlikle… Transa geçmek için bire bir.
Son şarkı olan Deal With the Devil’da W.A.S.P. a özel o Teksas havasını soluyarak albümü kapatıp bitiriyorsunuz. Nasıl ki albüm kapağında buram buram görebiliyorsak bu son şarkıda da Amerikan gitarların baskınlığını bir kez daha ortaya koyuyor W.A.S.P.
I had the Rock & Roll Blues… !!!
I had a vision!
I got a pain and I got a band…
The road to paying my dues…
ışte bunlar kesinlikle W.A.S.P. ı özetleyen sözler, albüm biterken…
ironclad
Attention! You are currently viewing sitemap page!
We strongly suggest to look at original content