>>  Site Map >>  Reviews

W.A.S.P - Crimson Idol

W.A.S.P - Crimson Idol


Çoğu hayran gibi benim için de W.A.S.P. tarihindeki en iyi albümdür Crimson Idol.Aslında W.A.S.P.'dan ziyade bir Blackie Lawless albümüdür bu.Bir günah çıkarma,bir itirafname,bir öz yaşam öyküsü..Blackie,kendi deyişiyle "Pandora'nın Kutusu" nu açar ve dinleyicileri bu büyük,kan kırmızı şovun sahne arkasına davet eder.Orada Jonathan karşılar bizim anlatıcımız olarak ve onunla birlikte showbiz denilen yaldızlı sirkin soğuk koridorlarında dolaşırız;sahte ışıklar altındaki sahte kahkahaları görürüz,yalan kalabalıklar arasında buz gibi kesen yalnızlığı,acıyı,öfkeyi,hırsı,gözyaşlarını...Çıkarken buruk bir tat kalır ağzımızda,bir iç çekiş.Derin,suskun bir hüzün bırakır ardında The Crimson Idol.Alabildiğine gerçek,alabildiğine içtendir çünkü.Bunu albüm kapağında bile görebiliriz.Blackie,tüm zırhlarından sıyrılmış,kalkanlarını indirmiş,çıplak ve yalın,soğuk yatağında yalnızlığın çarmıhına gerilmiştir.

Albümün kapak kitapçığında(sadece Cd'de var) Blackie'nin ağzından kısa bir otobiyografiyle karşılaşırız.Albüme ve parçalara bir önsöz gibidir ve konseptin daha iyi anlaşılmasını sağlar.Kısaca değinecek olursak,Blackie Lawless ya da Jonathan Aaron Steel,iki çocuklu,sıradan (muhtemelen cumhuriyetçi) bir Amerikan ailesinin küçük oğludur.Annesi namazında niyazında bir ev kadını,babası ise muhafazakar ve memur zihniyetli bir adamdır.Abisi ailenin gözbebeği,babasının gözdesi,mükemmel evlattır.Jonathan'ın da idolü ve onu anlayabilen tek kişidir.Jonathan,tahmin edilebileceği gibi "kara koyun" dur.Babası,zaten ergenliğin getirdiği kişilik problemleriyle boğuşmakta olan Jonathan'a sürekli istenmeyen evlat muamelesi yapar,hatta devamlı kırbaçla döver.Jonathan da babasının "doğ,9'dan 5'e çalış,öl" şeklindeki yaşam tarzından hiç hoşlanmaz.Zaten asilik kanında vardır.Sürekli abisinin gölgesinde kalsa da,abisi ona sevgi gösteren tek kişidir ve abisini taparcasına sever.Hikayenin başlangıcındaki ortam özetle böyledir.

Albüme göz attığımızda her şarkının aslında tek bir şarkının bölümleri gibi olduğu göze çarpar.Parçaların çoğunun arasında devreye giren Jonathan!ın suflajı,bu kompozisyonu daha da güçlendiriyor.Zaten sözlerin tamamını Jonathan'ın ağzından diyalog ve monologlar olarak dinliyoruz.Bu yönüyle rahatlıkla bir metal-opera olarak tanımlanabilir.Blackie'nin anlatımı oldukça yalın,hatta konuşma dili sadeliği taşıyor,ancak buna rağmen artistik tarafını koruması bana Orhan Veli'nin tarzını anımsatıyor biraz.Yer yer didaktik esintiler yakalamak da mümkün.

Albümün müzikalitesi de en az sözler kadar başarılı.Neredeyse ritimlerden daha çok karşımıza çıkan karmaşık davul atakları,zengin rifleri ve soloları,Blackie'nin her duyguyu ustalıkla anlatan vokali...Hepsi bir araya gelerek ulaşılması güç bir başyapıt oluşturmuş ve bence Blackie'nin müzikal yeteneğinin doruk noktasıdır bu albüm.Kurgunun güzelliği ise ayrı bir nokta.Tüm parçaların kendi içleri ve birbiri arasındaki bağlantılar çok iyi oturtulmuş,hiçbir şey havada kalmıyor.Sık sık kullanılan flashback'ler de bu anlatını güçlendiriyor.yerli yerinde kullanılan efektler ise albüme,gözünüzü kapattığınızda film şeridi oluşturabilecek cinsten bir görsellik katmış(The Invisible Boy'daki kırbaç sesleri gibi).Bu kadar teknik didiklemeyle içinizi baydıktan sonra,büyüteçimizi tekrar şarkılara ve albümün konusuna çeviriyoruz.




The Titanic Overture



Adından da anlaşılabileceği gibi,albümün introsu.Blackie'nin kısa açılış konuşmasını saymazsak,enstrümental.Bu enstrümental kısım bana Led Zeppelin'in "Baby,I'm Gonna Leave You" parçasını anımsatıyor biraz.Burada Blackie'nin hayatına açılan sahnenin önünde duruyoruz,perdeler ağır ağır kalkıyor.





The Invisible Boy



Parça Jonathan ve ayna arasında geçiyor.Jonathan istenmeyen çocuk olma nın ve sürekli abisinin gölgesinde kalmanın ağırlığıyla ezilmektedir ve babasına sitem eder.Eğer nefes alıp vermek yaşamaksa,yaşıyordur.Sanki aile içinde görünmez çocuk gibidir ve onu gören tek şey aynadır.Ayna onun "altar"ıdır bir nevi.Sürekli onunla konuşur,dertleşir.Aslında tek ihtiyacı olan şey sevi,ilgi ve taktir edilmektir;ama bunları ailesinden bir türlü göremez.Jonathan'ın ondördüncü yaş günüde çok sevdiği abisi alkollü bir sürücünün çarpması sonucu hayatını kaybedince "aile" kavramı iyice çekilmez bir hal alır.İçer,s*çar,iyice dağıtır.Artık hiçbir şeyin onun için önemi klamamıştır.Taa ki bir müzik marketin vitrinindeki kan kırmızı "six-string"le(Bc-Rich) karşılaşıncaya kadar.Bu alet onun yeni tutkusu olur.Kararını vermiş gibidir,geleceği müzikte olacaktır.Fakat bunu küçük bir kasabada gerçekleştirmesi imkansızdır.Yediği dayaklardan ve babasının yaşam tarzından bıkmış olan Johantan için eyden ayrılmak artık tek çözüm gibidir.





Arena Of Pleasure



Jonathan evden ayrılır.Ne olduğu ve nereye gideceği konusunda pek bir fikri yoktur.Önünde onu bekleyen koskoca bir hayat uzanmaktadır.Yaşadığı kabus gibi çocukluktan sonra içi öfke ve hırs doludur.İstediği şey "birisi" olmak,sevilmek,ilgi görmek,taktir edilmek,ailesi tarafından gurur duyulmak;kısaca kendini ispatlamaktır,ki bunlar şimdiye kadar göremediği şeyler,onun en büyük açlığıdır.Kapağı büyük şehre atar.Parlak ışıkları ve yaldızlı vaadleriyle tam da olmak istediği yerdir burası,onun "zevk arenası"dır.Müzik piyasasını iki yıl tırmalar;fakat mide bulandıran insanları ile mide bulandıran yöntemleriyle çok pis bir piyasadır bu.Kurtlar sofrasında bir kuzudur o;ama içindeki açlığın getirdiği hırs ve öfke,onun ayakta kalmasını sağlar.





The Chainsaw Charlie (Murders In The New Morgue)



Parça Jonathan ve Charlie arasında geçer.jonathan müzik endüstrisinin kallavi patronlarından "Chainsaw" lakaplı Charlie ile tanışır.Charlie onu yıldız yapabilecek tek kişidir;fakat diğerleri gibi o da tam bir kan emicidir.Tek düşündüğü paradır.Jonathan bunların farkında olsa da "birisi" olma isteği ve içindeki "açlık" ağır basar,Charlie ile anlaşmayı imzalar.Jonathan piyasayla ilgili her şeyi Charlie'den öğrenir ve bu piyasayı "müziğin öldüğü yer","morg" olarak tanımlar.Burada seni şekle sokarlar,etini ve müziğini satışa sunarlar.Bu acımasız mekanda yapman gereken şey,çıkıp rolünü oynamadır.Charlie,Jonathan'ı genç menajer Alex Rodman'la tanıştırır.Artık ikisi birlikte tüm dünyanın kıçına tekmeyi basacaklardır.





The Gypsy Meets The Boy



Parça Jonathan ve çingene kadın arasında geçer.Jonathan ilk albümün kayıtlarını henüz bitirmiştir.Apartmanının önündeki merdivenlerde otururken önünden bir çingene kadın geçer.Çingene durur,ona tarotun kader olduğunu ve isterse geleceğini okuyabileceğini söyler.Jonathan kabul eder ve çingene ona acılı çocukluğundan yeni edindiği başarıya kadar tüm geçmişini en ince ayrıntısına kadar anlatır.Jonathan ondan geleceği için de fal bakmasını ister.İstediği milyonların sevgilisi,Crimson Idol olmaktır ve bunu merak eder.Çingene kartları açtığı zaman Jonathan'ın hayali gerçek olur,bir Crimson Idol görünmektedir.Çingene uyarır:"Ne dilediğine dikkat et,gerçek olabilir.Ölümün yüzünde tanrının maskesi vardır...".Fazla yüksekten uçan "idol"ün düşüşü de yüksekten olacaktır.Jonathan bunu pek umursamaz,"idol" olmayı her şeyden çok istemektedir.Fakat çingenenin sözleri gerçekleşen bir kehanet gibi hayatı boyunca peşini bırakmayacaktır.





Doctor Rocter



Parça Jonathan ve torbacısı hakkında geçer.Jonathan şöhret basamaklarını hızla tırmanırken kendini doktor olarak tanıtan bir torbacı sayesşnde uyuşturucuya bulaşır.Ağır uyuşturucular;morfin,kokain,kodein,714...Artık bunlar onun biricik dostudur ve onlar olmadan yapamaz.Alkol ise yeni kolası,haplar da yeni şekerleri olmuştur. Bir zamanlar onun duvardaki "sıradşı" olan ayna,onun yeni "yemek tabağı" olmuştur.Jonathan iyiden iyiye batmaktadır,ancak umursamaz.Mutlu olmak istemektedir ve bu uyuşturucular,yalan da olsa,onu mutlu etmektedir.





I Am One



Jonathan istediği yere gelir sonunda,bütün dünya onu daima istediği gibi tanımaktadır.Büyük İdol,büyük "Crimson Idol".İstediği her şeye sahip gibi görünmektedir.Annesine seslenir;"ne olduğuma bak anne!".İçindeki taktir edilme isteğine rağmen,oldukça tutcu olan annesinin ve babasının geldiği yerden hoşlanmayacakları aşikardır aslında.İstediği yere gelmesine rağmen Jonathan pek de mutlu değildir.İstediği hala "sevgi"dir;ama gördüğü sevgi Blackie'nindir.Jonathan'ın değil.Blackie maskesinin ardında hala kalbi kırık ve yapayalnızdır.Ve artık aynaya baktığında kendini görememektedir.





The Idol



Jonathan sık sık yaptığı sex,drugs and rock n' roll partilerinden birini vermektedir evinde.Menajeri Alex partiyi basar,ertesi gün stüdyoda olması gereken Jonathan'ın ağzına s*çar ve evdeki herkesi kovar.Aslında onun da düşündüğü Jonathan değil,kendi kariyeridir.Jonathan evde yalnız kaldığında oturup düşünür,iç hesaplaşmalardan geçer.Alkol ve diğer maddelerle uyuşmuş beyninin yanı sıra kendi şöhretiyle zehirlenmiştir ve bunu fark eder.Ailesini aramak ister;fakat evden ayrıldığından beri hiç görüşmemişlerdir ve bu karşılaşma onu korkutmaktadır.Kalbi çarparak numarayı çevirir,telefonu annesi açar.Jonathan aradan geçen yılların ve sahip olduğu ünün aralarını düzeltebileceğini ummaktadır,fakat annesinin sesi soğuktur.Kısa bir konuşma olur bu.Son kelimeler ise "bizim bir oğlumuz yok"tur.Jonathan yıkılır.Aslında yaptığı her şeyin ardında ümitsizce ailesi tarafından kabul edilme,onlara kendini sipatlama , gurur duyulma isteği vardır.Özünde "Crimson Idol"ü olmak istediği asıl kişiler annesi ve babasıdır.





Hold On To My Heart



Jonathan, idol olmanın daha önceden gözden kaçırdığı bir ayrıntısını fark etmiştir artık,"bütün tanrılar yalnızdır".Bu yalnızlık onu çok korkutmakta ve dehşet acı vermektedir.Sıcak bir sarılışa ihtiyacı vardır;fakat etrafında kimse yoktur.Sevgi yoktur.Kendi yalnızlığında boğulmaktadır.





The Great Misconceptions Of Me



Parçada Jonathan herkese seslenmektedir ve parça albümün özeti gibidir.Acının,yalnızlığın,ve depresyonun uç noktasında olan Jonathan yaşamıyla yüzleşir .Yaptığı hataları ,bu hataların nedenlerini ve getirdiği sonuçları dinleyiciyle paylaşır.Bu biraz da intihar mektubu gibidir.Önce annesine seslenir,Blackie maskesşni çıkartmış,yalnız ve sevgiye ihtiyaç duyan Jonathan olarak.Bu sesleniş biraz da sitem içerir.Tatktir edilmek için çırpınmıştır,ama nafile...Dinleyiciye ve herkese seslenir,artık milyonalrın sevgilisi Crimson Idol olmak istememektedir.Tanrı olmanın bedelini ağır ödemiş,kendi düşlediği cennette tutsak olmuştur.Aradığı sevgi sürekli ondan kaçar sanki.İçindeki öfkeli savaşçı başını eğmiştir.Dinleyiciyi de uyarır."Sizin seçim zamanınız geldiğinde beni hatırlayın,dilediğiniz şey gerçek olabilir.Onu adamdan saymayan babasına ve annesine kendini ispat etmek için elinden geleni yapsa da başarılı olamamıştır.Bir sahtekar olduğunu kabul eder,Crimson Idol aslında Jonathan değil,olmaya-ya da görünmeye çalıştığı şeydir."İdol",çıktığı yükseklikten süretle yere çakılır...




-SON-








Albüm böylece sona erer.Blackie Lawless,bu albümle büyük bir cesaret örneği göstermiş,bütün hayatını ve bütün hislerini tüm açıklığıyla dinleyicilerin önüne koymuştur;fakat bunu yaparken affedilmek,temize çıkmak vs. gibi bir kaygısı olmamıştır.



Sadece yıllardır ardına gizlendiği kan kırmızı maskeyi indirmiş,kendi kimliğini ve tek talebini açıkça ifade etmiştir:Only love,love set me free...



Hayranları da Blackie'nin bu isteğini boşa çıkarmazlar ve The Crimson Idol en sevilen W.A.S.P. albümü olarak arşivlerde yerini alır.



Böylece Blackie Lawless,Jonathan kimliğiyle birlikte gerçek bir "Crimson Idol " olmayı başarır...




Thondras


Gupse Oður


Attention! You are currently viewing sitemap page!
We strongly suggest to look at original content

Search from web

Valid HTML 4.01 Valid CSS