>>  Site Map >>  Forums >>  Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji

Forum module - topics in forum:



Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji - Baþkalarýnýn bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklýmýzla akýllý olabiliriz.



Jacques Derrida

Jacques Derrida


Jacques Derrida, 15 Temmuz 1930 El-Biar'da, ( Cezayir ) dogdu ; 8 Kasım 2004’te Paris’te öldü. Fransız bir filozof, edebiyat eleştirmeni ve Yapısökümcülük olarak bilinen eleştirel düşünce yönteminin kurucusudur.


Yaşamı ve düşüncelerinin oluşumu:

Derrida'nın etkinliği yalnızca felsefeyle sınırlı olmamıştı. Özellikle '60'lardan sonra yoğunlaşan siyasal konjonktür içinde ırkçılık karşıtı hareketlerde yer aldiği, Fransa'daki Cezayir'li mültecilerin haklarını desteklediği ve ayrıca Soğuk Savaş dönemi Çekoslavakya'sının muhalif hareketlerini desteklediği ve bu nedenden 1982 yılında aynı ülkede tutuklanmış olduğu bilinmektedir. Körfez savaşı sırasında ise Alman filozof Jürgen Habermas'la birlikte Frankfurter Allgemeine'de kaleme aldıkları bir yazıda, dünya entelektüellerini ABD'nin Irak'a karşı giriştiği saldırıya tavır almaya ve Avrupa'nın dünyadaki yerini yeniden tanımlamaya giriştiği bilinir.

Paris'te Ecole Normale Superieur'de ve Sorbonne Üniversitesi'nde okudu. 1970'lerden itibaren Paris ve ABD'deki Johns Hopkins, Yale, Harvard, Kaliforniya üniversitelerinde akademik kariyerini sürdürdü.Geliştirdigi yöntem ve kavramlar edebiyat eleştirisinden sosyolojiye, kimlik sorunundan felsefeye bütün düşünsel alanlarda etkisini gösterdi ve sarsıcı sonuçlara yol açtı.

Michel Foucault, Gilles Deleuze, Fellix Guattari gibi ünlü Postyapısalcı felsefe'nin ya da başka bir değişle yapısalcılık-sonrası-teorinin kurucu öncülerinden biridir.1960'lı yıllardan itibaren geniş bir entelektüel kesimin dikkatini çekmeye başladı, özellikle düşünce tarihine yönelttiği köktenci eleştiriler ve yazmanın ( yazı'nın)doğasıyla ilgili teorik önermeleri önemsendi. J.J.Rousseau, Friedrich Nietzsche, Andre Gide, Paul Valery,Albert Camus gibi yazarları erken dönemde okuyan Derrida, Bergson ve Sartre etkisiyle felsefe çalışmalarına yönelmiştir. Bu yönelim sonrasında, sürekli felsefenin ve düşüncenin kıyılarında dolanacak, düşünce tarihi içinde geri alınması ya da yok sayılması olanaksız müdahaleler gerçekleştirecektir.

Yapısökümcülük denilen Derridacı yöntem, yani metnin derin yapılarını ayrıştırmayı hedefleyen yöntemsel yaklaşım edebiyat kuramı, dilbilim, felsefe, hukuk, sosyoloji, kültür kuramı, mimarlik gibi disiplinler başta olmak üzere birçok alanda yeni açılımlar getirdi.Onun çalışmaları köktenci bir şekilde, Platon’dan günümüze çeşitli ve karşıt eğilimlerle gelmiş olan metafizik felsefenin sorgulanması ve böyle bir sorgulama ışığında örneğin Marks, Freud ya da Nietzsche gibi düşünürlerin yeniden değerlendirilmesi olanağını sağladı.



Yapısalcılık’dan sonra:

Derrida, Dil’i yeniden sorunsallaştırır. Dolayısıyla yapısalcılıgı özellikle Saussure'ü ve Levi-Strauss'u da kendi sınırlılığı çerçevesinde sorunsallaştırır. Ona göre, dil, yapısalcıların sandığı ve gösterdiklerinden çok daha fazla oynak ve belirsiz bir şeydir.Anlam, karşıtlık içinde başka bir anlama gönderme yapmaksızın doğamaz, ve analamın sınırları Dil'in tarihselliği içersinde sürelki yer değiştirir; çünkü göstergeler her zaman başka anlam bağlamlarından geçerler, başka anlamlara gelirler, asla kapatılamazlar. Bağlamdan bağlama değişen göstergeler zincirinde anlam, dolayısıyla durmadan değişen bir nitelik arz eder. Derrida bağımsız bir gösterilenler alanının olamayacağını ileri sürer. Burada iki önerme belirginleşir: Birincisi, bağımsız bir gösterilenler alanının olanaksızlğğı ve ikincisi, hiçbir şekilde ya da herhangi bir şekilde bir gösterge dizgesinden kaçılamayacağı.

De La Grammatologie 1967’de yayınlandı. O dönem yayınlanan, yazı üzerine diger iki ayrı çalışmasıyla birlikte bunlar derida'nin çizgisinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Bu metinler fenomenoloji (ve Edmund Husserl’i), dilbilimi (ve Ferdinand de Saussure’ü), psikanalizi (ve Jacques Lacan’ı), yapısalcılığı (ve Levi-Strauss’u) eleştiriye aldığı temel ve öncü çalımalardır.Yapısalcılığı ve fenomenolojiyi, bir yapısalcının ve fenomenologun yapamayacağı şekilde kendi icinde mantıksal sonuçlarına götürerek dilin ve yapı'nın merkeziligini sorunsallaştırdı. Buna bağlı olarak yapıların tarafsızlığı önermesini bu düzlemde geçersiz kıldı.

Yapısalcılık iç-ögelerinin ayrımı olarak yapıyı tanımlamakla geleneksel felsefedeki " merkez " anlayışını yerinden etmişti. Derrida, bu noktada yapıların merkeziligine yönelik eleştirisiyle devreye girer ve yapısökümcülüğü oluşturarak yapısalcılığı yerinden eder. Yapısöküm, burada, Deconstruction’un türkçe karşılığı olarak kullanılmaktadır. Başka yerlerde bunun yapıbozum ya da yapıçözüm olarak karşılandığı da görülür.

Derrida’nın yapısalcı Dil anlayışına itirazı, kendisinin asıl temel sorgulama konusu olan mevcudiyet metafiziği (başka bazı çevirilerde "bulunuş metafizigi" olarak çevrilir) dedigi geleneksel düşünce yapısına karşı itirazının temelini oluşturur. Mevcudiyet metafizigi, Platon’dan Husserl’e ve yapısalcılığa kadar uzanmaktadır ve sonuçta hepsi bağımsız bir mevcudiyet ya da varlık alanının olduğu varsayımından haraket ederler; oysa Derrida, göstergelerin ( ya da işaretlerin) işaret ettigi ve bu göstergelerden tamamen bağımsız bir alanın olanaksızlığını ileri sürer ve gösteren'den bağımsız bir gösterilen'in mümkün olmadığını ortaya koyar.

Buna göre, anlama işaret eden işaretlerden ya da göstergelerden bağımsız bir anlam alanının olamayacağı gösterilmiş olunur, yani hiçbir koşula bağlı olmayan bir bulunuşun ya da mevcudiyetin sözkonusu olamayacağı belirtilir. Şu-anda-bulunuş, dil bağlamında sözkonusu olamaz. Çünkü " aşkın bir gösterilen yoktur ". Her gösteren, başka bir göstereni gösterir ve buradan elde edilecek olan yalnızca mevcudiyet degil anlama kaynaklık eden " gösterge zincirleri "dir. Böylece "anlam oyunu" sonusuz/ bitimsiz bir oyuna dönüşür.


Ses-merkezcilik ve Söz-merkezcilik :

Derrida’nın ses-merkezcilik’i ve söz-merkezcilik’i reddedişi de tam bu noktaya ilişkindir. Bunların yapılarını sökerek Derrida, mevcudiyet metafiziginin örtülerini kaldırır. Idea, Tanrı, Akıl ya da Madde gibi merkezlerin başka nosyonlara dayanak olmaları sözkonusu olamaz Derrida'ya göre. Çünkü "aşkın bir göstergenin yokluğu" sözkonusudur. Dolayısıyla, yazı karşısında ses’e ve söz’e öncelik ve ayrıcalık verilmesi de anlamsızdır. Söz-yazı ayrımının kendisi bizzat, bu metafiziksel düşüncenin ürünüdür, yani belirli bir merkez üzerinde ikili karşıtlıklarla işleyen felsefe geleneğinin bir sonucudur. Her tür metafiziksel düşünce Derrida'ya göre ikili karşıtlıklarla taşınır. Madan Sarup bunları şöyle belirtir: gösteren /gösterilen, duyulur/ düşünülür, konuşma /yazı, söz/dil, artzamanlı/eşzamanlı, uzam/zaman, edilgenlik/etkenlik. Ayrıca bunlara daha ideolojik kullanımları olan ikilikleri de ekler: madde/tin, özne/nesne, yanlışlık/dogruluk, bedeb/ruh, temsil/mevcudiyet, görünüş/öz, içsel/dışsal vb. gibi. Derrida, yapısalcılarırın bu ikilikleri fazla sorgulamadan kabul ettiklerini söyler. Bu karşıt terimlerin her biri ancak digerinin varolmasıyla birlikte varolurlar. Derrida bunu anlamanın yöntemsel araçlarını geliştirir yapisökümcülüğü ile.

Söz-yazı ayrımı, metafiziğin en gizli ve güclü argümanının kalbindir ve kabul edilemezdir; cünkü Derrida’ya göre, geleneksel düşüncede konuşmanın birincil konuma çıkarılmasının gerisinde "bulunuş metafiziği"nin temel mantığı yatmaktadır.Buna göre konuşmada, konuşan kişi ürettiği sözle eş-anlı bulunmakta yani sözüyle arasında zamansal ya da uzamsal bir uzaklık olmamaktadır. Bu doğrudanlık, konuşmada, dolayısıyla ses ve söz'de, konuşan kişinin ürettiği söz ve o söz aracılığıyla anlatmaya çalıştığı şey arasında bir örtüşme (özdeşlik) olduğunu varsayar. Başka bir deyişle, anlamın söz'de içkin olduğunu kabul edilir burada. Derrida bunun böyle olamayacağını gösterir. Şimdi-burada-varoluş, söz’ün içinden belirlenebilecek bir şey değildir. Yazı için geçerli olan söz için de geçerlidir; her söz söyleyenin ve söylenenin yoklugunda söylenmiştir, dil’e gelen aşkın bir gösterilene asla işaret edemez.


Logos'un sökümü:

Derrida yaptığı yapısökümcü okumalarla, klasik felsefenin, yani Derrida'ya göre mevcudiyet metafiziğinin bilinçdışı kaynaklarını ortaya koymaya çalışmış, metinin yapısındaki ikili karşıtlıkları sorunsalaştırmış ve böylece mevcut düşünüş yapısını sökmeyi denemiştir. Bir " merkez " ve " "dışarısı" olduğu varsayımına karşı, Derrida'nin ünlü argümanı ve sav sözü şöyledir:

Metnin dışında hiçbir şey yoktur.
Bu noktada, Derrida, nın çalışmasında Logos'a yönelik temelli itirazların geliştirildiği görülür. Batı felsefesi'nde hem söz hem de akıl anlamına gelir Logos. Derrida'nın eleştirisinin tam da bu hedeflere yöneldigi açıktır. Burada metafizik bir varlık görüşü gizlidir çünkü ve Derrida, bir yandan akıl'ın konumunu sorunşallastırarak bir yandan da söz-merkezcilik'in yapısını deşifre ederek, mevcudiyet metafiziğinin ardındaki temel dayanak olan Logos'un sökümünü gerçekleştirir. Bunun sonucunda özne'nin metafizik mecudiyet fikrinin merkezindeki konumu sona erdilir. Söz ve akıl sahibi özne artık metafizik mevcudiyetin merkezi dayanak noktası degildir.

(Wikipedia dan Alıntıdır.)

orjinali için:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Jacques_Derrida






eleştirmediği tek adam nietzsche dir....çünkü aynı çizgide ilerliyorlar...hiç bir şeyi merkeze koymuyorlar...belirli bir kavram belirleyip o kavrama bağlı açıklamalar yapmaya çalışmıyorlar....

tüm biz metafizik tarihini nietzsche yıkmıştı...derrida ise nietzsche yi yanlış anlayıp metafizik düşünce biçimine bağlı kalan 20.yy filozoflarını yeniden yıkarak tamamen muğlak bir hale getirdi herşeyi...

metafizik düşünce biçiminden anladığı ise şudur...
belirli kavramlar belirleyip tanrı,idea,eidos,madde,ousia,varlık vs vs bu kavramlara bağlı kalıp bu kavramlar çerçevesinde açıklamalar yapmak...her açıklamayı bir temel kavrama dayandırma çabası olarak anlar...vee platon öncesinden başlayıp heideggere kadar gelmiş olan tüm metafizik düşünce biçimini(burda nietzsche yi ayırır) yıkmıştır...De La Grammatologie kitabında görüşlerinin çok büyük kısmını bulabilirsiniz...

felsefe tarihinin gördüğü belkide en zeki adamdır..tüm kavramların içini boşaltmıştır...göstergeden kastı ise şudur...

örneğin bir kitap yazarı kitap yazar ve kafasında bir düşünce vardır..biz kitabı okuruz ve kafamızda bir düşünce oluşur...2 sene sonra yine okuruz ve başka düşünceler oluşur...bu düşünceler yine başka düşüncelere yol açar...ve bu başka düşünceler yine başka düşüncelere yol açar...çünkü gösteren ve gösterilen ayrımı kalkmıştır burda....biz kitabı okuduğumuzda hiç bi zaman yazarın kafasındaki anlama ulaşamayız...çünkü dünya bir akış içindedir...ve bu akış içinde herşeyin anlamı çoğuldur...daha basit şekilde sanırım şöyle diyebiliriz...yazar bir anlamı göstermek için kitabı yazar..o kitaptaki yazı başka anlamı gösterir...yani yazar bir gösteren ve kitap gösterilen olarak alınıyordu metafizik düşünce sisteminde...derrida ise burda karşı çıkar...kitapta bir gösterendir artık...vee o kitaptaki yazılardaki her cümle her kelime artık hepside başka başka şeyleri gösterir..o gösterdikleride başka başka şeyleri gösterir...bu akış içinde sonsuz bir anlamlandırma dizgesi oluşur...sonsuz bir anlamlandırma dizgesi içinde de artık herşey anlamsızlaşır..çünkü biz bu akışı tümüyle kavrayamayız...metafizik düşünce biçimi bu akışı durdurarak anlamaya çalıştığı için hata yapıyordu...belli bir temel kavram oluşturup tanrı,idea,madde vs vs gibi bunlara göre açıklamaya çalışıyordu herşeyi...bu yüzden hatalıydı diyor..çünkü herşey zaten bi akış içindedir..ve her anlam verdiğimiz şeyin sonucunda başka anlamlar çıkar..sonsuz bir anlamlandırma sürecinde herşey anlamsızlaşır...bu akış içinde gösteren ve gösterilen ayrımı kalkacağı için özne ve nesnede ortadan kalkmış olacaktır..çünkü gösterilen olan nesne yani dış dünyada yada kavramsal olarak gösterilen dediğimiz o nesne artık oda bir gösteren konumuna geçip başka bir anlama göndermede bulunacağı için artık nesne ortadan kalkmıştır...çünkü gösteren ve gösterilen ayrımı kalkmıştır...ve öznede ortadan kalkar..çünkü bizde bu dünyanın akışının içindeyizdir...ve bizde başka şeyler tarafından sürekli anlamlandırıldığımız için bizde sabit bir anlamda değilizdir...bu yüzden öznede de gösteren ve gösterilen ayrımı ortadan kalktığı için öznede ortadan kalkmış olur...
bu akış içinde herşey başka bir şeyi göstereceği için bizim bu akışı anlamamız imkansızdır...nietzsche ile benzer bir söylem içinde derki sabit bir varolan yada varlık diye bişi yoktur...

yani varolma süreci sonsuz bir akış içindedir..burda metafizik düşünceye şu açıdan karşı çıkar...metafizik düşünce biçimi merkeziyetçi bir biçimde düşündüğü için doğadaki herşeyi sürekli varolan olarak ele alıyordu...bir temel arayışı vardı çünkü...derrida da nietzsche ile benzer bir görüş ile şöyle der...

herşey bir akış içindedir..sürekli varoluş ve yokoluşlar vardır...biz bu akışı metafizik düşünceye bağlı kalıp sanki sürekli varmış oradaymış gibi ele alırız...aslında herşey sürekli varoluş ve yokoluş içindedir...sabit bir varolan yoktur..sürekli varolma-yokolma sürecinde olduğu için biz bu varoluşu durdurarak anlamaya çalışırız ve sorun burada çıkar...

yani doğada herşeyin varolan olarak sabit olduğunu kabul etmez denilebilir...herşey her an varoluş ve yokoluş içindedir gibi bişi diyor...bu yüzdende sabit bir temel yoktur...tüm hatalarımız bu akışı durdurarak anlamaya çalıştığımız içindir...biz akan bir şeyi durdurarak anlamamız imkansızdır bu yüzden herşey anlamsızdır der..tüm dünyayı bir metin olarak görür..çünkü herşey aynı bir metinde olduğu gibi bir akış içindedir...ve herşey aynı metinde olduğu gibi sonsuza kadar anlamlandırılabilecek şekilde anlam çoğulluğuna sahiptir..bu yüzden herşeyin bir metin olduğunu söyler...

bence felsefenin gördüğü nietzsche ile beraber en büyük felsefecilerden biridir...

tüm bir felsefe tarihini eleştirip yıkabilmiş bir adamdır...

toplum bilim dergisinde sanırım 10 uncu sayıydı...derridaya özel bir sayı olarak çıkmıştı..o dergiyi bulabilirseniz tüm görüşlerini söyleşide anlatıyor...post modernizmin yada post yapısalcılığın en büyük filozofu olarak görülüyor...






Yazıyı ve yorumunu okudum.

"Hayatın akışını durdurarak" üstünden bir değerlendirme yaptım kendimce (Marx sağolsun, zamanında öyle bir sabitlemiş ki materyalizmi, nuh diyor peygamber demiyor, durağan, sabit) .

Ama şu bi anda dank etti kafamda: Diyalektik materyalizm de asla sabit kavramların içinde değerlendirmez dünyayı. "Hareket" diyalektiğin dünyayı açıklamak konusunda temel aldığı kavramlardandır.

"Her şey maddedir" değerlendirilir, ondan dolayı da bu adamlar metafiziktir, sabittir, başkalarının düşüncelerinin üstüne konmuşlardır, onların düşüncesi de boktur tarzında bir yaklaşım diyalektik ve tarihsel materyalizmi hiç anlamamış bir kimsenin yorumlarından başka bir şey değil.

İnsanın bilincinden bağımsız bir gerçeklik vardır. Ki buna "madde" olarak bakabiliriz. Ortadaki bir gerçeklik konusunda ortak bir düşünceler bütünü oluşturmanın "metafizik" kapsamında ele alınması bence saçma. Bu tür adamların felsefe konusunda yetkin, ama bir o kadar da hezeyan içinde olduklarını anlaman için Materyalizm nedir onu anlaman gerekli. Ama öznel bir idealist bu yaklaşımın "yapısökümcülük" gibi abidik gubidik bir şekilde adlandırılmasını farklı bir şey sayıp, "ben de onu kabul ederim ama ne çelişki ki kavramların böyle açıklanamayacağımı savunuyorum, ha haha ha " tarzında savunmaya devam edersen, bu tartışma anlamsız bir şekilde devam eder gider.

"Tüm genellemeler, bu da dahil, yanlıştır" tadındaki yaklaşımların ne gerçeklik, ne de temelli bir felsefilik içerdiğini düşünmüyorum...






Eternal-Lies Wrote: :
Yazıyı ve yorumunu okudum.

"Hayatın akışını durdurarak" üstünden bir değerlendirme yaptım kendimce (Marx sağolsun, zamanında öyle bir sabitlemiş ki materyalizmi, nuh diyor peygamber demiyor, durağan, sabit) .

Ama şu bi anda dank etti kafamda: Diyalektik materyalizm de asla sabit kavramların içinde değerlendirmez dünyayı. "Hareket" diyalektiğin dünyayı açıklamak konusunda temel aldığı kavramlardandır.

"Her şey maddedir" değerlendirilir, ondan dolayı da bu adamlar metafiziktir, sabittir, başkalarının düşüncelerinin üstüne konmuşlardır, onların düşüncesi de boktur tarzında bir yaklaşım diyalektik ve tarihsel materyalizmi hiç anlamamış bir kimsenin yorumlarından başka bir şey değil.

İnsanın bilincinden bağımsız bir gerçeklik vardır. Ki buna "madde" olarak bakabiliriz. Ortadaki bir gerçeklik konusunda ortak bir düşünceler bütünü oluşturmanın "metafizik" kapsamında ele alınması bence saçma. Bu tür adamların felsefe konusunda yetkin, ama bir o kadar da hezeyan içinde olduklarını anlaman için Materyalizm nedir onu anlaman gerekli. Ama öznel bir idealist bu yaklaşımın "yapısökümcülük" gibi abidik gubidik bir şekilde adlandırılmasını farklı bir şey sayıp, "ben de onu kabul ederim ama ne çelişki ki kavramların böyle açıklanamayacağımı savunuyorum, ha haha ha " tarzında savunmaya devam edersen, bu tartışma anlamsız bir şekilde devam eder gider.

"Tüm genellemeler, bu da dahil, yanlıştır" tadındaki yaklaşımların ne gerçeklik, ne de temelli bir felsefilik içerdiğini düşünmüyorum...



tartışmaya çalışan sensin ben değil Smile
ben sadece adamın ne dediğini neleri yıktığını vs vs yazdım....herhangi bi tartışmaya yönelik mesaj yazmadım..adamı tanıttım sadece...ama sen gelip tartışmaya çalışıyorsun bu adam bence şöylede böylede vs vs diye....kaldıki o adamın metafizikten anladığıda zaten ister değişken olsun ister sabit olsun....belirli bir kavram çerçevesi içinde dünyayı açıklamayı metafizik olarak görür...metafizik anlayışı illa inançsal bi olay mı olması gerekir?
fizik ötesi herşey metafiziktir vs vs demekte saçmadır..çok farklı metafizik görüşleri var...feuerbach ın metafizikten anladığı ile nietzsche nin metafizikten anladığı aynı mıydı?
yada derridanın anladığı...bambaşka şeyler....ortak noktaları var farklı noktaları var....bu adamın söylediklerini çekemedin ki bişileri açıklama ihtiyacı duydun....ben sadece adamın ne dediğini yazdım Smile

kaldıki hiç okumadığın bi adam hakkında ön yargıda bulunmakta böyle bişi olsa gerek Smile






Eternal-Lies Wrote: :
Yazıyı ve yorumunu okudum.


İnsanın bilincinden bağımsız bir gerçeklik vardır. Ki buna "madde" olarak bakabiliriz. Ortadaki bir gerçeklik konusunda ortak bir düşünceler bütünü oluşturmanın "metafizik" kapsamında ele alınması bence saçma. Bu tür adamların felsefe konusunda yetkin, ama bir o kadar da hezeyan içinde olduklarını anlaman için Materyalizm nedir onu anlaman gerekli. Ama öznel bir idealist bu yaklaşımın "yapısökümcülük" gibi abidik gubidik bir şekilde adlandırılmasını farklı bir şey sayıp, "ben de onu kabul ederim ama ne çelişki ki kavramların böyle açıklanamayacağımı savunuyorum, ha haha ha " tarzında savunmaya devam edersen, bu tartışma anlamsız bir şekilde devam eder gider.

"Tüm genellemeler, bu da dahil, yanlıştır" tadındaki yaklaşımların ne gerçeklik, ne de temelli bir felsefilik içerdiğini düşünmüyorum...


ayrıca insanın bilincinden bağımsız bir gerçeklik yoktur...adam zaten bunu yıkmaya çalışmış ve başarmıştır..özne nesne ayrımını ortadan kaldırır....bunun içinde adamı okuyup gösterge kuramından ve gösterilen gösteren den ne anladığına bakmak lazım....

bunun için pierce ve saussure okursan daha sonra derrida okursan sanırım anlayabilirsin Smile






İnsanın kendi düşüncesi haricinde gerçeklik olduğuna inanmaması = Öznel idealizm

dediğim de bu zaten. Kitap okumaya gerek yok bunun için felsefe öğrencisiysen bunu biliyorsundur...






Eternal-Lies Wrote: :
İnsanın kendi düşüncesi haricinde gerçeklik olduğuna inanmaması = Öznel idealizm

dediğim de bu zaten. Kitap okumaya gerek yok bunun için felsefe öğrencisiysen bunu biliyorsundur...


bilincinden bağımsız gerçeklik yoktur demek..gerçeklik komple yoktur demek değildir...derrida özne ile nesne ayrımını ortadan kaldırmış bi adam...yanii aslında sende bu anlamda bir özne değilsin..bende değilim...ebedi bi akış içindeyiz...özne nesne gibi sabit şeyler falan yok diyor adam...sonsuz bi akış var...öznel idealizm ile bazı benzer noktaları olsadaa derridanın düşüncesi çoook daha farklı bişi...haaa tüm o yazdıklarımdan sadece o kısmı alıptaa bişiler yazmaya çalışmandaa zaten anlamadığını hala gösteriyor...dediğim gibi ben sadece adamın düşüncelerini yazdım amaa burda okumakla olabilecek bişi değil...

sağlam bi araştırman lazım...nietzsche+pierce+saussure+derrida şeklinde araştırırsan o zaman daha bi sağlam olur aslında...direkt derrida okuyup anlayabilen adam pek görmedim çünkü...




Attention! You are currently viewing sitemap page!
We strongly suggest to look at original content

Search from web

Valid HTML 4.01 Valid CSS