>>  Site Map >>  Forums >>  Edebiyat

Forum module - topics in forum:



Edebiyat - Kültür de lazým tabii..



Oruç Aruoba



14 Temmuz 1948 yılında Karamürsel'de dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Ankara TED Koleji'nde tamamladıktan sonra, Hacettepe Üniversitesi'ne devam eden Aruoba, psikoloji bölümünden lisans ve yüksek lisansını aldı. Yine aynı üniversitede felsefe bilim uzmanı oldu. 1972 ve 1983 yılları arasında öğretim üyesi olarak görev yapan yazar, felsefe bölümünde doktorasını da tamamladı.

Aruoaba, 1976 yılında başlamak üzere bir yıl süreyle Almanya'daki Tübingen Üniversitesi'nde felsefe semineri üyeliği yaptı. Ayrıca 1981'de Yeni Zelanda'ya giden yazar, Victoria Üniversitesi'nde konuk öğrenim üyeliğinde bulundu. 1983 yılında akademisyen olarak çalışmayı bırakıp üniversiteyle ilişiğini kesti. Bu dönemde İstanbul'a yerleşti ve çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Ağırlıklı olarak yazı ve çeviri işleriyle uğraşan Aruoba'nın çalışmaları saygın edebiyat dergilerinde yer aldı.

Bir dönem Açık Radyo'da Filozof Dedikoduları isimli programı da hazırlayıp sunan Aruoba, Wittengstein'ın eserlerini Türkçe'ye ilk çeviren kişi olarak da bilinmektedir. Halen serbest yazar olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Eserleri

* "Tümceler", 1990
* "De ki İşte", 1990
* "Yürüme", 1992
* "Hani", 1993
* "OL/AN", 1994
* "Kesik Esin-tiler", 1994
* "Geç Gelen Ağıtlar", 1994
* "Sayıklamalar", 1994
* "Uzak", 1995
* "Yakın", 1997
* "Ne Ki Hiç", 1997, haikular
* "İle", 1998
* "Zilif", 2002
* "Doğançay'ın çınarları", 2004, şiir
* "David Hume'un Bilgi Görüşünde Kesinlik", 1974
* "Nesnenin Bağlantısallığı (Hume-Kant-Wittgenstein)", 1979
* "A Short Note on the Selby-Bigge Hume", Tebliğ, Edinburgh, 1976
* "The Hume Kant Read", Tebliğ, Marburg, 1988
* 'Meşe Fısıltıları' 2007

Kaynaklar : http://www.biyografi.info/kisi/oruc-aruoba
http://tr.wikipedia.org/wiki/Oru%C3%A7_Aruoba


Var mıdır acaba metaltr'de Oruç Aruoba severler ? Fikirlerini bizimle de paylaşmak isteyenler?






De ki İşte var bende sevgilimden çalmış olsamda var sonuçta Smile gerçekten çok güzel birkitap
Ölümde yaşamki felsefe işte






Çalmak mı hahayt yar etmem o kitabı sana Smile Şaka bir yana senin benim mi var sevdiceğim, senden çömdüğüm kitaplara say Very Happy






desiderius Wrote: :
Çalmak mı hahayt yar etmem o kitabı sana Smile Şaka bir yana senin benim mi var sevdiceğim, senden çömdüğüm kitaplara say Very Happy


ozaman Ne senin olsun ne benim De ki işte'yide Ardahana yolluyoruz






Kendi olarak, sana gelen-
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- -
O, işte...

bu şiirini keşfettikten sonra okumaya başladığım ve bütün kitaplarını yuttuğum bir adam..






Uyu Artık

Yorgun musun?
Yattın mı?
Uyu—
Düşünme beni.
Ben ki
Hiç düşünülmedim senden önceleri.

Senden öncesi:
Düşüncesi kızgın kumlara serpilen
...
...






Oraya geldim -
oradan gittim:
Öylesine yakındık ki.

Dalından kopardığım yeşil elmanın
iki yarısı değil
hepsini yediğin kendisi gibi.

İçinden geçtiğimiz kokulu karanlığı
delip geçen parlak ışığım gibi.

Koyu yeşillikler içindeki evin
gözümüze çarpıveren
sarı sıcak penceresi gibi.

Ayaklarımızın altında kıpırdanan
serin denizin parıltıları gibi.

Öylesine yakınız ki






Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin

Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen

Özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin

Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen






Özlediğin Gidip Göremediğindir

Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin

Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen

Özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin

Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen



Gündüz Yarasaları

I
Neyiz ki biz?
İlk ışınları görünüce güneşin, Kaparız tepenin gözkapaklarını-
Çam değiliz ki kollarımız açık,
Ürpererek karşılayalım donuk ışığı.
Gölgeler kısalınca çıkarız ortaya,
Açıklıktır, aydınlıktır aradıüımız,
Parlaklıkta bulur gücünü görşümüz.
Tanımayız alacakaranlığı delen,
Tepelerin arasından seçen bakışı.
Kör olmuş ışıktan gözlerimiz.
Gündüz yarasalarıyız biz

II

Geceyi düşleriz gündüzken,
Geceyken de gündüzü
Yitirebileceklerimiz yitiktir
Onlardan uzaktayken ama
Özleriz döneriz yeniden
Yitirmeden
Yitirebileceklerimizi
Yitiremediklerimize.
Yitirebilirdik, deriz;
Ama yalnızca bir fiil çekimi bu-
tutsaklıklara bağlamışız özgürlüğümüzü.
Gündüz yarasalarıyız biz.

III

Sağlamdır düşünce temellerimiz,
Ama altlarında kist vardır, sonra kum-
Dururuz gerçi, sapasağlam, kalın
Taştan duvarlarımızla dimdik
Ayakta; ama biraz su, biraz sızıntı
Kaydırır temellerimizi hemen.
Duyarız yerçekimini hemen,
Titreriz. Sımsıkı, gergin
Bağlar vardır
Düşüncelerimizi ayakta tutan, ama,
Ya temelsizse temeli
Bütün bu bağları
Bağlayan
Bağın
Bağlantısızca bağlarız bağlarımızı






İŞİTİLMEYEN

Yuvarlanarak geçtim buradan:
görmediniz.
Güneş bile yumdu gözlerini
kapattı kulaklarını
işitmedi
sözlerimi.

Yaralanarak geçtim buradan:
sağaltmadınız.
Gök bile örtündü bulutlarını
sakladı yıldızlarını
dinlemedi
umutlarımı.

Yokolarak geçtim buradan:
yaşatmadınız.
Ölüm bile çekti aldı anlarını
tuttu attı anılarımı
dindirmedi
acılarımı.






Yazılamayan Zaman

Herşeyi yazarım da
zamanı yazamam-
o yazar çünkü
beni.

Yazar beni
yavaş yavaş
özenli-
azalta azalta
görkemli-
sanki
dolduracakmış
olduracakmış
gibi.

Halbuki
sıyırıp düşürmüştür
tırnağımdaki çürüğü
parmağımdaki yarayı
kabuk kabuk
geçirmiş-
geçerken, sanki
çoğalta çoğalta
yazarak
beni:
özenli
görkemli.






İnce Ellerin

Nasıl ince, ellerin, parmakların
Coşkuyla ağırlığını kavrarken yaşamın,
Nasıl katı, nasıl soğuk, kurşunların
Sessiz ve dingin dünyanda yaşaman için.

Orada mısın?
Göremiyorum seni—






Biliyormusun Nereden Geliyorum

Oradan:
senin gideceğin yerden-
en dibinden
acıların
en içinden
sevinçlerin:
ikimizin gideceği yerden.

Oradan:
ikimizin olduğu yerden-
çevremizden gelen
etkilerden sıyrılıp,
kendiliğimizden
oluştuğumuz yerden.

Oradan:
bizim yerimizden-
ikimizin de geldiği yerden:
yenilgiden
üzüntüden
yeşillikten
mavilikten.

Biliyor musun
nereden?

Yaşamın en dibinden.
İçtenliğin en içinden.

Sen ve ben
neden
gelmişsek ve gideceksek
o yere, o yerden
kendiliğimizden,
gideceğiz ve geleceğiz
o yere
yeniden-

Sen ve ben
yeniden ve yeniden.

senin elin
serin elin
benim elim
derin elim

senin elin
benim elim
benim elim
senin elin

senin elim
benim elin

dingin elin
suskun elim

Gidiyorsun:
Bütün ışıklarımı göndersem seninle
aydınlanır mısın?

Gidiyorsun:
Bütün sevinçlerimi göndersem seninle
mutlanır mısın?

Gidiyorsun:
Bütün hüzünlerimi göndersem seninle
üzülür müsün?

Gidiyorsun:
Bütün acılarımı göndersem seninle
yıkılır mısın?

Ben
üzüntülü ve yıkık
kalırken
sen
aydınlık ve mutlu
git
ışıklarımla ve sevinçlerimle:
üzülme
yıkılma
aydınlan
mutlu ol.

ışık ol
aydınlık ol
sevinç ol
mutluluk ol.

Bırak bana
hüzünleri, üzüntüleri
acıları, yıkımı-
al götür
ışıkları, aydınlığı
sevinçleri, mutluluğu.

Gidiyorsun:
Bütün kendimi göndersem seninle
götürür müsün?

Bak, denizdeyim
diyecektim:
bir serin ürperti
yaladı geçti dalgaları-
diyemedim.

Zaten
yoktun ki.

Kim bilir
nasıl kuru, nasıl tozlu
nasıl gürültülü-
ama, belki
nasıl da renkli, nasıl canlı
nasıl dingin
bir yerdeydin
günboyu.

Şimdi son pırıltılar çekilirken
suların üstünden
sen, belki
nasıl kuru, nasıl cansız
nasıl boğucu
bir yerdesin-
ama, belki de
nasılsa renkli, canlı, dingin-
yerliyerindesin.

Ama
yoksun ki.

Bak, denizdeyim
diyeektim-
diyemedim.

Oraya
senin olduğun yere baktım.
Bir serin ürperti gibi
yaladı geçti dalgaları
o eski deyiş:
How do I love thee?
Let me count the ways-

Gördüm seni.
Geldin gözümün önüne:
nasıl da duru, nasıl arı
nasıl canlı-
kuru, cansız, boğucu
yerinde,
bütün bezginliğinin içinde
denizde gibiydin.

Ama
yoktun ki.

Bak, denizdeyim
diyecektim:
bir ıslak esinti
düştü dalgaların üstüne-
diyemedim.

Zaten
yoktun ki.

Yokum ben sensiz
yoksun sen bensiz

benimle sen
seninle ben

Var mısın?
Yok musun?

Yok musun?
Var mıyım?

Orada
beni düşünüyorsun
Hissettim bunu:
Bir şiddetli rüzgar gibi
aşarak tepeleri
geçerek boğazları
ulaştı buraya
geldi dokundu bana
düşünmen beni.

Orada
beni düşünüyorsan
hissetmelisin bunu:
Bir rengarenk ışın gibi
aşarak tepeleri
geçerek boğazları
ulaşmak oraya
gelip dokunmak istiyor sana
düşünmem seni






SU
Set çek seline
yavaş yavaş ilerle
damla damla birik.

Ak geç ıslattığın kayalardan:
duraksama - uçurur güneş seni.
Atla takıldığın çavlanlardan:
duraksama - savurur rüzgar seni.

Aldırma kumlara, çakıllara:
çöker onlar dibe nasılsa -
ilerle yavaş yavaş
birik damla damla
set çek seline.






"Dokunamadiğin noktalardan gelir hayatinin anlamı"




Attention! You are currently viewing sitemap page!
We strongly suggest to look at original content

Search from web

Select page

Valid HTML 4.01 Valid CSS