>>
Site Map
>>
Forums
>>
Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji
Forum module - topics in forum:
Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji - Baþkalarýnýn bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklýmýzla akýllý olabiliriz.
Dostoyevski'den bir soru!
Fyodor Mihailoviç Dostoyevski`den, Suç ve Ceza`nın odağı olmuş bir soru...
"Mutluluğa akılcı bir varoluş planıyla mı ulaşırız, yoksa, acı çekerek mi?"
aci cekip cekmemekte nasil bi var olus plani yaptigina baglidir diye dusunuyorum.
bunun disindada mutluluga ulasilmaz diyorum..
eskiden çile doldurarak acılarını yeniyorlarmış lakin şimdi nasıl ederiz bilmiyorum

mutluluklar tesadüfüdir. kısa ve öz .... gelip bian geçici....acılar ise sonuçlardır....katlanmaktır....
akılcı bir varoluş planıyla hayat mucadelesi verilir sadece.....eğer ki bu mantıkla yaşama bakarsan sistematik ilerlersin hayatı ama sonrası sadece hepsinin toplamı olur.....
Hayal içinde yaşayan bok içinde ölür !!
| ZealoT Wrote: : |
| Hayal içinde yaşayan bok içinde ölür !! |
Unutma insanlar hayalleriyle ayakta durur.Tabiki hayal deyince bunlar yere basanlar olmalıdır.Acı çekmekle mutluluğa erişilir.Çünkü acılar mutluluğu belirten şeylerdir.
aklın sana sadece hayattaki boktanlıkları,görünen şeylerin aslında görünüşünden çok farklı olduğunu,eşitsizlikleri,sahtekarlıkları kavratır.bence dünya mutlu oluncak bir yer değil.kim eğlenmek için gelmemiş buraya.hayallerde avuntu sadece.mutlu olduğum tek anım uykum...hissetmiyosan mutlusundur
| el-kafirun Wrote: : |
| ZealoT Wrote: : | | Hayal içinde yaşayan bok içinde ölür !! |
Unutma insanlar hayalleriyle ayakta durur.Tabiki hayal deyince bunlar yere basanlar olmalıdır.Acı çekmekle mutluluğa erişilir.Çünkü acılar mutluluğu belirten şeylerdir. |
minare gölgesinde yaşayıp davulun tozunda eylenelim o zaman.
hayat boş pompala çoş
Bu çeşit soruları beni çok uğraştırsa da, Dostoyevski ve Tolstoy ikilisini çok seviyorum. Görüşleri tüm dünyanızı bir anda sarsabiliyor, soruları sizi şaşkınlık içinde bırakabiliyor. Size yıllardır bilinçsiz şekilde yaptığınız şeyleri sorgulattırabilme özellikleri var (Ölümsüz olmalarının nedenlerinden biri bu olsa gerek). Mutluluğa ulaşma konusu da böyle bir şey sanırım.
İnsanların mutluluğu ne kadar bilinçli bir şekilde istedikleri kuşku götürür. Anlatmak istediğim şu: Kuşkusuz, aklı oturmuş her insan mutlu olmak ister. Hatta eğer tüm insanların ortak olan bir tek yanı varsa, o da, her birinin, kendilerinin mutlu olmalarını istemeleridir. Ama bu mutluluğa ulaşmada izlenen yöntemler genelde pek bilinçli bir şekilde uygulanmaz. Kimi ünlü bir yazar olmak ister; çünkü insanların takdirini kazanmak onu mutlu eder. Kimi iyi bir müzisyen olmak ister, duygularını insanlara müziğiyle iletmek yoluyla hayran kazanmak onun mutluluk kaynağıdır. Yani amaç orada olduklarını, varolduklarını ispatlamaktır. Berkeley'in "Varolmak algılanmaktır." sözü insanoğlunun bu duygusunu betimlemede biçilmiş kaftan gibi duruyor. Burada insanı mutlu eden şeyin de bu algılanmışlığı hissetmek, diğer bir deyişle fark edilmek; yani varolmanın bilincinde olmak olduğunu düşünüyorum. Ardından hemen şu soruyu soruyorum: “Akılcı bir varoluş planıyla mutluluğa ulaşılabilir mi?” Var olmanın bilincinde olmak insanlara mutluluk verdiğine göre, başarılı bir varoluş planı (akılcı demiyorum) bizi zaten mutluluğa götürmüştür. Yalnız, bir tek şartla: Dışımızda gelişecek olayların bizim lehimizde olmaları… Ünlü bir yazar olmak isteyen kişi okur, okur, okur, sürekli notlar alır, duygularını kağıda döker, olgulara diğer insanlardan farklı bakma zorunluluğu vardır. Bunların hepsi kendisini mutluluğa götürecek planın birer parçasıdır. Ama bunların hepsini, hatta daha da fazlasını ünlü bir yazar olmuş birisinden daha nitelikli ve de daha akılcı bir şekilde yapmış olan birisi ünlü bir yazar olmayı başaramayabilir. Yine aynı şekilde, iyi bir müzisyen olma sevdasındaki bir kişi gerekli eğitimi almış, zamanının büyük bölümünü pratik yapma işine harcamış olup da çeşitli sebeplerden dolayı (örneğin genetik etmenler) kendisinden daha az eğitim almış, pratik yönden daha zayıf birisinden daha iyi bir müzisyen olamayabilir. Bu iki örnek de bize gösteriyor ki, hayatta bizim dışımızda gelişen, bizim değiştirmeye asla muvaffak olamayacağımız şeyler vardır. Yani planlarımız ne kadar akılcı olursa olsun, müdahale edemeyeceğimiz şeyler arzuladığımız yönde gelişmezse planlarımız başarıyla sonuçlanamaz. Mutluluğa ulaşmada izlenen yolların bilinçli bir şekilde izlenmediğini iddia etmem çoğun bu ihtimalleri atlamamızdan kaynaklanıyor. Bu durumda sorumuzun cevabı da son şeklini almış oluyor: “Evet, akılcı bir varoluş planıyla mutluluğa ulaşılabilir; ama şansımız yanımızda olduğu sürece...”
Mutluluğun, salt acı çekme yoluyla yakalanacağına ise inanmıyorum. Acı çekmenin insanı üzen bir şey, üzgün olma durumunun da mutluluğun tam karşıtı olduğunu düşündüğümde acı çekerek mutlu olma düşüncesini amaca giden yolda amacı unutmak olarak niteliyorum. Acı çekmenin insanı daha olgun hale getirdiğini, daha akılcı düşünebilme yetisi verdiğini yadsımamama rağmen, bir şeyi, onun tam karşıtıyla nasıl eksiksiz bir biçimde sağlayabileceğimizi bulamıyorum. En büyük acıları yaşamış bir kimsenin çok daha küçük acılar karşısında mutsuz olmayacağı açıktır; ama bir kimsenin mutsuz olmaması onun mutlu olması anlamına da gelmez. Hepimizin çevresinde mutsuz olmayan, mutlu olması için de her bir şeyi mevcut ama mutlu da olmayan birçok insan vardır. Mutsuz değillerdir, çünkü maddeten ve manen hiçbir sorunları yoktur. Mutlu değillerdir; çünkü hayatlarında dolduramadıkları bir boşluk olduklarını söylerler. Bu insanlar ne mutlu ne de mutsuzdurlar. Bir boşluğun içindedirler yalnızca.
Peki bu boşluk neyle dolar? Mutluluğa akılcı bir varoluş planıyla ancak tesadüfi bir şekilde ulaşılıyorsa, acı çekerek ise ulaşılamıyorsa nasıl mutlu olunur?
Sonlu olmayan bir mutluluk ancak bir ülkü sahibi olmakla gerçekleşebilir. Önemli olan, amacı gerçekleştirip gerçekleştirememe değil, o amaca bağlı kalmaktır. Amaç uğruna harcanan emekler, mutluluk inşaatının işçileridir. Ünlü bir yazar olmak değil, ünlü bir yazar olma düşüncesi, iyi bir müzisyen olmak değil, iyi bir müzisyen olma amacı mutluluğu sağlayan şeylerdir. Amacına ulaşmış kişilerde oluşan hayal kırıklıkları da bence bununla ilgilidir. Çünkü kişinin mutluluğunu ünlü bir yazar olmak değil de, o yoldaki amacı sağlar. Çoğu zaman, hayattan istedikleri tüm şeyleri almış olan insanların mutsuz olmaları artık bir amaçları kalmamasındandır. Sanırım bu konuda biraz yüzsüz olmak, hayattan sürekli fazlasını, daha fazlasını istemek, daima bir amacın peşinde koşmak gerekir diye düşünüyorum.
Mutluluğu becersem çoğalır mı?
mutluluk ulaşılacak bir şey değil bence.hele acı çekmenin ödülü hiç değil.doğada "bu çok acı çekti biraz da mutluluk verelim" diyecek bir adli sistem yok.tabii bazı insanlar,mutluluğu elde ettiklerinde çektiği acıların ödülü olduğunu ya da çok acı çektiği için sıra mutlu olmaya geldiğini düşünebilir.öyle düşündüğü için de öyle yaşar.bana kalırsa ancak şöyle olabilir.size mutluluk getirecek bir hedefin peşinde koşarken acı çekmeniz gerekebilir.sınava çalışıp iyi not almak gibi.bu nedenle bana akılcı bir varoluş planı seçeneği daha akla yakın gelse de,bence mutluluk bir tesadüf,ve de çok göreceli.aynı olay bir insana yıllarca vicdan azabı huzursuzluk getirirken,birinin hiç dükünde bile olmayıp mutlu olması için çikolata yemesi yeterli olan bir insan olabilir.kitaptan örnek vereyim,raskolnikov o manevi buhrana girmek yerine aldığı paralarla gününü gün edip kelimenin tam manasıyla mutlu da olabilirdi.
cemal süreya boşuna dememiş "dostoyevskiyle tanıştım.o gün bugündür huzurum yoktur" diye 
belkide mutluluk sabittir siz mutlu olduğunuzda başkasının mutluluğundan pay alıyorsunuz eskiden mantıklı gelirdi bu biraz simdi dusundumde sacma geldi ama teori sonuçta hoş bir tespit
Bir bilgisayarım olduğu için mutluyum fakat çok iyi bir bilgisayar olmadığı için mutsuzum.
Sevgilimden ayrıldım mutsuzum fakat başka birini bulup mutlu olabilirim.
Yada param var ama mutsuzum..Mutsuzluğum paramın olmasımı yoksa bu dünyada şartları kendi çıkarlarım için kullanamadığım içinmi?
Raskolnikov acı çekmeyi yeğlediğinde, ben bu soruyu sormuştum aslında kendimede.
mozoşist ruhumuda eklersem mutlaka acı çekip en sonunda gerçekleşen mutluluktan büyük haz duyacağıma eminim.
Mutluluğun bir yazılı reçetesi olmaz canlıdaki hazza yönelimdir. Ama her zaman neyin haz neyin acıyla sonuçlanacağını bilmek olası değil. Acılar belki hatalarla ve eksikliklerle yüzleşme şansı yarattığı için olsa gerek insanlarda acının mutluluğu getirebileceği düşüncesi hakimdir. Bir yerde pişmek gibi.
Ancak acının felsefesini güderek onurlu bir mutluluk düşüne inanmıyorum. Stoacı Seneca nın intiharındansa Hedonist Lucretius u daha yaratıcı bulurum. Tabi Seneca nın Lucretius dan çok daha şanssız olduğu da bir gerçek.
Bu noktada akılcı bir varoluş planı gerçekleştirilebilir mi tartışılır. Ancak acı çekerek mutluluğa ulaşmak da pek olası gerekmiyor. En iyisi bence Sokrates yöntemi ile sorgulamaktan geçiyor. Pek antik yunan felsefesi merkezli bir açıklama oldu ama bu sefer de öyle olsun ki ileti çok uzamasın idare ediniz. 