>>  Site Map >>  Forums >>  Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji

Forum module - topics in forum:



Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji - Baþkalarýnýn bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklýmýzla akýllý olabiliriz.



Hurufiler...

Hurufilik, kimi araştırmacılara göre ayrı bir din, kimilerine göre bir mezheptir ya da yalnızca bir tarikattır. Ne var ki tüm araştırmacılar Hurufiliğin harflere olan özel ilgisi üzerinde birleşirler. Zaten bu akımın çeşitli yapıtlardaki tanımları doğrudan Hurufiliğin bu niteliğini vurgulamaktadır. Örneğin Orhan Hançerlioğlu’nun “Felsefe Ansiklopedisi”nde Hurufilik, “harflerden dinsel anlamlar çıkaran İran içrekçiliği (ezoterizmi)” olarak tanımlanmaktadır. Britannica’da yer alan tanım da “harf ve rakamların çeşitli yorumlanmaları üzerine kurulu bir inanç dizgesi” biçimindedir. Zaten “huruf” sözcüğü harf sözcüğünün çoğuludur. Hurufilik, harflere olan özel eğilimi dışında, ikinci bir özelliği ile de ilgi çekmektedir, o da “içrekçi” yani “batıni” (ezoterik) oluşudur.

Bu durumda Hurufilik olarak bilinen bu inanç akımını iki temel nitelik altında değerlendirmek gerekmektedir: Ezoterizm ve Harfler. Harflerden dinsel anlamlar çıkaran her inanç akımı Hurufilik ile ilgili olmadığı gibi, ezoterik nitelikli akımların tümü harflerin anlamları ile ilgilenmez. Hurufilik, bir yandan harfler ve harfler ile bağlantılı olarak rakamlarla ilgilenmekte, diğer yandan bunların yardımıyla ve bunlara dayanarak açıklanan, savunulan ezoterik inançları işlemektedir.


Hurufi İnançları
Hurufiliğe göre, varlığın özü sesten oluşur. Evren, sesin ortaya çıkması ile var olmuştur. Özü oluşturan ses, canlılarda eyleme dönük (bilfiil), cansızlarda gizilgüç (bilkuvve) olarak vardır. Ses, canlılarda istem ve istekle ortaya çıkar.

Tanrı gizli bir hazinedir (Kenz-i Mahfi). Tanrı’nın ilk belirişi “Söz” (Kelam) ile olmuştur. “Söz” ilk nedendir ve Tanrı’nın soyut bir “İç Konuşması” (Kelam-ı Nefsi) niteliğindedir. Kesin bir gerçek olarak görülen bu soyut söz, bazı öğelere ayrışır ve bu öğeler biçiminde dışsal bir nitelik kazanır. Aslında sözün ayrıştığı bu öğeler Arap alfabesinin yani Kur’an’ın 28 ve Fars alfabesinin 32 harfidir. Söz bu dış öğeleri edinince, soyut durumunu yitirerek, “Söylenmiş Söz” (Kelam-ı Melfuz) biçimine dönüşür. Söylenmiş sözün birleşik görüntülerinden duygu ve bilinç evreni meydana gelir. Hurufiler, evrenin sonsuzluğuna ve sürekli döngüsel devinimine, bu devinimden doğal olayların oluştuğuna inanırlar.

Tanrı, kendisini insanın yüzünde “söz” biçiminde görünür kılmıştır. Sözün öğelerinin sayısal bir değeri vardır. İnsan yüzündeki burun “elif”, burnun iki yanı “lam”, gözler de “he” harflerini verir. Böylece insanın yüzünde simetrik yazılmış iki Allah sözcüğü ortaya çıkar. İnsan yüzünde ayrıca çeşitli hatlar vardır: iki kaş, dört kirpik ve saçtan oluşan yedi çizgiye “Ana Hatlar” (Hutut-ı Ümmiye) denir ve her insan yüzünde bu çizgilerle doğar. Bu yedi çizginin dört öğe (ateş, su, hava ve toprak) ile çarpımı Arap alfabesinin 28 harfini verir. Ayrıca erkeklerde ergenlikte ortaya çıkan yedi çizgi daha vardır. Bunlar sağ ve sol yanlar ayrı ayrı sayılmak üzere iki sakal, iki bıyık, iki burun kılı ve bir çene altı kılı olarak toplam yediye ulaşır ve “Baba Hatlar” (Hutut-ı Ebiye) adını alır. Böylece yetişkin bir erkeğin yüzündeki çizgilerin sayısı on dörde ulaşır. Bu çizgilerin kendileri ve bulundukları yerler (Hal ve Mahal) olarak hesaplanması yine 28 harfi verir. Fazlullah, bu sayıyı 32’ye çıkartmış ve Fars alfabesindeki harf sayısına ulaştırmıştır.

Bu konuda Hurufiler şöyle bir açıklama da yapmaktadırlar: Tanrı’nın kendisini peygamberler aracılığı ile açıklaması aşamalar biçiminde olmuştur. Evrenin temel öğeleri olan harflerin her peygambere giderek artan sayıda bildirilmesi doğaldır. Nitekim Adem’e 9, İbrahim’e 14, Musa’ya 22, İsa’ya 24, Muhammed’e 28 ve son peygamber olan Fazlullah’a 32 harf malum olmuştur. Bu peygamberlerden son dördüne bildirilen öğelerin sayısı, her birine indirilen kitapların yazılmış oldukları dilin alfabesindeki harf sayısı kadardır. Bunlar İbranice’de 22, Yunanca’da 24, Arapça’da 28 ve Farsça’da 32’dir. Bu aşamalar nedeniyle son peygamber Fazlullah’ın kendisinden önceki peygamberlerin bildikleri herşeyin anlamını çözecek anahtara sahip bulunduğu aşikardır.

Kur’an’ın gizi 29 surenin başlarında bulunan “Huruf-u Mukatta’a”da gizlidir. Bu harfler yinelenmelerin sayılmaması durumunda 14 tanedir (elif, lam, re, kaf, hı, ye, ayın, sad, te, sin, he, mim, kef, nun) ve bunlar anlamı açık ve kesin (Muhkemat) olarak kabul edilirler. Arap alfabesinin kalan 11 harfi ise anlamı belirsiz ve yorumlamaya açık (Müteşabih) biçimde değerlendirilirler. Asıl Tanrı sözü, Muhkemat’tan oluşan 14 harftir ve bunlar kendilerini insanın yüzünde gösterirler.

Hurufiler’e göre evrenin üç temel dönemi vardır: peygamberlik (Nübüvvet), imamlık (İmamet) ve tanrılık (Uluhiyet). Peygamberlik dönemi Adem ile başlamış ve Muhammed’de sonra ermiştir. İmamlık dönemi Ali ile başlamış ve on birinci imam Hasan Askeri ile bitmiştir. Fazlullah ile tanrılık dönemi başlamıştır. Tüm peygamberler “Mehdi” olan Fazlullah’ın habercisi ve müjdecisidirler. Fazlullah’tan sonra gelecek olan “Yetkin İnsan” (İnsan-ı Kamil) Fazlullah’a uymak zorundadır. Fazlullah Musevilerin beklediği “Mesih”, Hıristiyanlar ve Müslümanların gökten inaceğine inandıkları “İsa”dır. Fazlullah, gökten inmiş ve kıyamet kopmuştur, dünya ahiret bir olmuştur. Bu nedenle ahiret yoktur. Gerçek ortaya çıkmış ve tüm dinsel yükümlülükler kalkmıştır. Böylece Hurufiler tüm ibadetleri harfler ile yorumlayarak iptal ederler ya da değişik biçimde uygularlar. Örneğin hac, Fazlullah’ın öldürüldüğü yeri ziyaret etmektir. Şeytan taşlama ise, Fazlullah’ı öldüren ve “Maran Şah” (Yılanlar Şahı) dedikleri Timur’un oğlu Miranşah’ın yaptırdığı Senceriye Kalesi’ni taşlamaktır






Mezhepten ziyade din gibi.
Divan şairi "Nesimi" , şeyhülislam fetvasıyla derisi yüzülerek öldürülmüş mesala, hurufi olduğu için. Diğer inananlarda idam edilmiş..
Her ne kadar Osmanlı inanç konusunda hoşgörülü de olsa.İslamiyet adı altında ilerleyen bu akımı islamiyet adı altında ilerlediği için affetmemiş olsa gerek.
Ayrı bir dindeniz deseler bunlar gelmeyecekti belki başlarına...






esas kaltedilme sebepleri ismini hatırlayamadıgım bir şeyhlerinin mehdi oldugunu idda etmesi aslında.O dönemde de böyle birşeyi kabullenmezdi islam dünyası doğal olarak






karmatilerle akraba bunlar sanırım onlarda osmanlı tarafından iyi ezilmiş bir gruptur...demekki hoşgörü de yokmuş osmanlı da bunu çürüttük sanırım.
herşey sözde demek ki şimdiki TC de ki gibi






Buna katılamıyacağım sanırım. Osmanlı özellikle halifelik makamını aldıktan sonra devrin dünya lideri olarak tüm islam aleminin koruyuculuğunu üstlenmiştir.Dolayısıyla İslam'a tehtit olarak gördükleri herşeye karşı koymuşlardır.
Kaldı ki karmatileri haklayan Selçuklu Sultanı Melikşah'ın gönderdiği Artuk Bey'dir.Yedikleri Haltlara ve inanç sistemlerini islamiyet adına yapmalarından katl-i vacip bir kavimdir zaten.Dönemde büyük tehtid oluşturmuştur.

Unutulmamalı ki Büyük Ada'da Taksim'de vs... çalan çanlar Osmanlı sayesindedir.İstese Rumelide yaşayan tüm gayrimüslimleri kılıçtan geçirebilirdi.Oysa Osmanlı İstanbul'un fethiyle Ortodoksların koruyuculuğunu üstlenmiştir. Hatta Katoliklerle mezhep meselesini çözmediği gibi körüklemiştir de. Osmanlı sınırları içinde yaşayan gayrimüslimlere dokunmamış bide yabancı ülkelere karşı kullanmışltır(Çöküşe doğru da onlar bize karşı kullandı) Fatih İtalya'yı alabilseydi Koatoliklerinde koruyuculuğunu üstlenmiş olacaktık mesela.(O iş olsaydı zaten şu an kimbilir nası bir ülkeydik aaah ah Very Happy ) Hatta yine yıkılışa giderken tecrübesiz ittihatçılar'ın mezhep meselesini çözmesiyle avrupa alemi anında birleşip Osmanlı'ya dalmıştır

Sonuç:
Osmanlı Hoşgörülüdür Very Happy

(şimdi dönüp de bak hurifiyi yüzmüş demeyin ama Very Happy Şeriat imparatorluğu olarak İslam'a bulaşanlara eziyeti de yapmış haliyle..)






E doğal olarak... =) yakın zamanda bile adnan hoca ben mehdiyim diye çıktı onuda indirdiler aşşağı Smile islam dünyası tarihi boyunca diğer dinlere karşı son derece hoşgörülü davranmıştır ancak kendi dinine karşı yapılan herhangi bir saldırı karşısınada tüm haşinliğiyle dikilmiştir.Buradan doğal olarak osmanlı hoşgörüsüzdü sonucu çıkmaz.Bu tamamen bir nefs-i müdafa durumu bence.Birazda Türk insanının tatminsizliğini gösteriyor bir bakıma.Birazcık bişeyler başaran,farklı keşifler falan yapan ben mehdiyim,peygamberim diye atlıyor ortaya...Bende yeni bir picking tekniği keşfettim,pedalsız wah tonu alabiliyorum bende mi mehdiyim ? Razz




Attention! You are currently viewing sitemap page!
We strongly suggest to look at original content

Search from web

Valid HTML 4.01 Valid CSS