>>  Site Map >>  Forums >>  Karalamalar

Forum module - topics in forum:



Karalamalar - Kafa öne eðilir ve yazýlar çýkar..



Uçan Balık.








Pek bir fazla küçücüktük o zamanlar. Minik ellerimizde ateş böcekleri ipek saçlarımızda o zamanın sert rüzgarları. Nasılda yakışırdı bize yağmur suyunda serçelerle yıkanmak.
Pek bir fazla küçücüktük o zamanlar. Bulutlardan anne baba yapacak kadar masum. onlara el sallıyacak kadar cesur.
Pek bir küçücüktük biz o zamanlar. Uçan bir balığın kanatlarında gökkuşağının tüm renkleriyle ve tüm cilvesiyle balık olmak ve deniz olmak ve melek olmak ve aşk olmak için pek bir küçücüktük ama yeterincede koskocamandık.
Pek bir küçücüktük öyle değilmi. İnandırmak için hayali arkadaşımızı annemize yada babamıza. Kaldırım taşlarının üzerinde birlikte sıçrarken aslında ne kadar gerçek ve ne kadar yanımızdaydı oysaki. O değilmiydi en sevdiğimiz kısa paçalı önden askılı mavili tuluma çamur sıçratan ?. Ve o değilmiydi beklerken çok uzaktaki uzun üzüm saçlı kadını yada upuzun çınar kadar büyük adamı bize anlatan ?
Pek bir küçücüktük o zamanlar ve hiç hazır değildik birilerini kaybetmeye. Ölüm en çok onlara yakışmıyordu belkide. Belkide bizler o kadar küçücüktük ki aslında kocaman şeylerin bile avuçlarımızda kaybolabiliceğine inandırmıştık kendimizi.
Uçan balıkla konuşurken anlatmamışmıydı bize renkleri. Ve o renkler değilmiydi yaşanan her şey ?. Mavisinde giden dedenin gözleri Beyazında uzaktaki babanın saçları siyahında bir gece apansızın giden köğeğinin kocaman gözleri ve sarısında artık buzlar prensesiyle yaşayan annemizin saçları ?
Bir sürükez kovalamaca oynarken o hayali arkadaşla bir çok kez düşmemişmiydik sarılı kahverengili çimlerin üzerine ? Bazen kanayan dizlerimize çimden ilaç yapan ? Topallayan bacağımızı elleriyle sıkı sıkı tutan ?
Uçan balık anlatırdı bazen mavinin içinden. Kanatlarını şöyle koskocaman açıp hemen yanı başımızda bizimle birlikte dinleyen masalını. ve yine ayni kocaman gözleriyle şaşkın şaşkın sorular soran ?
Umudun rengi neden beyaz ? Peki hiçmi acıkmaz karnı ?
Babam umudun kanatarına çıkabilse gelirmiydi hemencecik yanı başımıza ?
Peki ya annem ? sarılsa uçan balığa getirmezmiydi karlar prensesinin ülkesinden ?
Çok bir küçücüktük biz o zamanlar. Kocaman özlemleri kaldıramayacak kadar küçük ama alışabilecek kadarda büyük. Masal anlatan kimseler değilmiydi o hayali arkadaş ?.
Uçan balıktan aldığımız morlu pembeli kırmızılı ciltlerle süslenmiş masal kitaplarını bize okurken uyku perisi hemen gelip sarmadan bizi.
Ne kadar çok yıldız vardı odamızın tavanında ve ne kadar çok gelirdi kötü çirkin cadı ve ne kadar çok kahramanlıklar yapan hayali arkadaşımız kurtarmamışmıydı bizi uçan balığın kanatlarında.
Bazen gözlerimizi kaparken hemen yanıbaşımıza gelip elleriyle saçlarımıza tarçın döken özlediklerimiz gelmemişmiydi ?

Pek bir taşlı tozlu çimli mahalle aralarında boş arsalarda ip atlarken top koşturuken yakalamaç saklanbaç dolanbaç patlangaç yapmamışmıydık biz ve anlatmamışmıydık uyku perisine.

Pek bir hızlı büyümemişmiydik bazılarımız. Uçan balığın kanatlarında. Belkide büyümeye zorlanmıştık dedemizin nasırlı elleri saçlarımızın arasında dolaşırken. Annemizin kucağından indirilmemişmiydik soğuk kaldırım taşlarına ve koşmamışmıydık peşinden eteğini tuta tuta düşe kalka bata çıka kanayan bacaklarımıza moraran kollarımıza aldırmadan ve kapatmamışmıydık kulaklarımızı avuçlarımızla sırf duymamak için mahalle arasında uçan balıkla oynayanların neşeli kahkahalarını duymamak için diğerlerinin ve belkide hala orada o balığın kanatlarında yaşayan bizi duymamak için ?

Selvi ağacında cilveleşen sakalara. Bulutlarda o an o saniye hemen ama hemen başımızın üzerinde akıp giden filime kapamamışmıydık gözlerimizi ?

İşte o zamanlar yitirmemişmiydik uçan balığın renklerini ?. Umudu anlatan beyaz güvercini, bize masal okuyan arkadaşımızı, uyku perisini, annemizi babamızı, dedemizi, bahçemizi, her yaz hazirandan önce kıpkırmızı meyveli kiraz ağacını, bayan kediyi, bay köpeği ,sevgiliyi ,sevmeyi ,güvenmeyi . Denizin sesini ,güneşin rengini ardımızda bırakırken pek bir çok kalp kırmamışmıydık ?.
Pek bir sevecen salıncak arkadaş artık bizi güneş amcaya götürmeyi unuttuğunda belkide unutmaya zorlandığımızda yitirmemişmiydik tarçın kokan rüyaları ?
Uçan balık değildiki ihanetin anahtarı çocukluğumuzun kapısına. Bizdik belkide ihanete zorlanan maviye denize güneşe.
Sağ elimizle taradığımız saçlarımız yine sol elimizde bize veda etmeye başlamadan önce belkide son bir kez uçan balıktık o günlerde.
Büyük kapılarda secimler yapan hayata dik dik keskin nefesimizle küfürler savura savura büyümeye zorlanan küçük bedenlerin henuz yitirmediği rengarenk yakamozun son yansımaları bizi terk ederken belkide son bir kez maviydik son kez yeşil siyah beyazdık.
Günaha elimizi sokmadan tanrının labirentinde sevgilimizi kaybetmeden önce hemen köşe başında bizi biraz daha renksiz yapıcak oyun tahtasına henüz ulaşamamışken belkide son bir kez masumduk.
Papatya falları kadar basit iki bilinmeyenli denklemlerin hemen önünde kanayan dizlerimize bakıp dişlerimizi dudaklarımıza bastırırken akan yaşlara inat isyan etmemişmiydik uçan balığa.

Ben size sizi anlatmaya çalışırken tekrar bizi ziyaret eden uçan balığın kanatlarında aslında onu anlattım belkide. Kirlenmişte olsak bi parça aksada hala açık yaralarımızdan kıpkırmızı kan. Gevşettik birazda olsun ısırdığımız alt dudağımızı dişlerimizin arasında. Sokağımızda koşan çocukları seğrederken birlikte ,uçan balığın güneşte yarattığı yakamozlarda yaşamaya başladık yine.
Ve masallar anlattık hayali arkadaşımız yaptık ikimizi birbirimize. Kanayan dizlerimizi sımsıkı kapattık kocaman ellerimizle ve umut dedik yarınlarımıza. Aksada gözyaşımız bazı bazı tekrar oynadık rastgele taşların üzerine basa basa ve sıçrattık suları kirlenmiş bedenlerimize. Akarken üzerimizden umudun suları çıkarttı altından mavi beyaz bedenlerimizi. Ve balık olduk denizlerde. Ve aşk dedik birbirimize. Hiç dönmeden geçmişimize başımızı kaldırdık pamuktan gökyüzüne . Bazen kuzu olduk yitirdiğimiz kirli ellerde bazende kurbağa prens hayallerimizde.
Öyle sıktık ki ellerimizi ve öyle baktıkki o maviye siyaha beyaza yeşile ve rengarenk'e gökkuşağı olduk.
Aslında yitirilen ve beklenen herşey koyduk ismini bir gün tarih isimlerimizi unutana kadar. Ve tarih yazdık attığımız her adımda geleceğe dair.
Ve karar verdik uçan balıkla oynaşan küçük eller yaratmaya. Öyleki hiç zorlamayacağımız unutturmaya. Adımızı yaşatacak gelecek nesillere uçan balığın renkleri ve mavinin kutsallığını ..

Saygılarımla






Uykusuz bir gece , gökrengi daha karanlıktı , siyaha çalsa da mavi gözleri titrek . göğüslerimde yapışan kirleri ayıklar gibi bir yandanda üstü jiletli kan birikinileri .Hayatı çogu kez ön sevişmesiz yaşamıştık . İstemediğimiz rüyalar dalardık, kimsesizdik, hiç kimse ve bir okadar biz olan . Hiç masalcım olmadı benim , masallar sadece benim rüyalarımdaki kahramandı. Beyazları seçemiyordum bu yüzdendirki siyahla kapattığım tırnak izleri vardı ... en zoru bazen olurya bağırmak gibisi yoktur ama yalnızken bağırmak bile deli eder adamı kendi sesine bogulmak koyar adama . masallar anlatılmayan çocuklar büyümezmiş, okşanmayan çocuklar gibi .... bazen ondandır hala saçmalamam , ondandır bünyemin batık rengi . anlayamam yitirmek gibi, düşüp kalkmayı , alışamam ...

Hep sorgulatır hayat kendini, suçlanmayı da sever . Nede olsa hep hatalar hayattır ve içindeki nefesler... Kaç kez kendinize küstünüz bilmem . Ben çoğu kez, insanın kendine küsmesi beterdir . daha bi girer yalnızlık kapıdan ...artık konuşcak kimsen hiç yoktur, tabi bu hava boşluğunda et yığınları vardır , rol almaya meraklı hayatlar .

Sessiz , bir bardak çay içerken umutlanı verirsin hadi koş içimdeki çocuk , gördün mü uçurmayı maviyle sevişen kuyruğunu ... sizi kafa sallar ....bilirmisiniz uçurtmalara mektup atmayı ?

Mavi gözlü bir çocuk geçer yanından , aynı yaraları taşır , oda sokakta koşturmayı çok sever , çamurla oynamayı ...

Kendisi küçüktür , ama büyük adam gibi yüreğinde masallar taşır ...ilk masalcımdır o benim ... üç güvercin vardır ; biri yeşil , biri mavi , biri beyaz...ve 3 damla göz yaşı düşer...annem anlatmıştı bu masalı der , bilinmez ki gözyaşları annesidir...

Mavi gözlü çocuğun gözleri gibi bazen denizlerde periler yaşar . Uçan balıklardır onlar. Yem olmaktan kurtulmak için denizin 15 m üstüne uçarak çıkar , bazen kaçtığı büyük kara balığın elinden kurtulamaz, bazen uçarken bir kuşun akşam yemeği olur ama hala umut vardır uçan balıkların, bir teknenin içine dalar ,ve mavi gözlü çocuk yeniden salıverir mavi sularına ...





hoşgeldin hayatıma mavi gözlü çocuk ....önceden sensizlik zordu .






Kardan kaleler akarlarken avuçlarımdan ,aklıma gelir uçuşan sözler yalanlara karışmış belkide. "Sen hiç" diye başlayan sözler kelime olamazlarken dillerimizde, belkide en doğrusu sessizce izlemektir.

Süslü tasvirlere ilham kaynağı olan peri kızlarından biri beklerken yatağınızda sizi, oda kapısının anahtarını çevirecek cesaretinizi yitirir , baş ve işaret parmaklarınızın yardımıyla kırmızı kutusundan çıkardığınız bir tabut çivisi daha yakıştırırsınız dudaklarınıza.

Fırtına yaklaşırken eşiklerinize. Kapamakmıdır kapıyı penceriyi doğru olan ? yoksa ardına kadar açmakmı çekmek için temiz havayı. Beklerken ıslanmayı seyretmekmidir bulutların dansını. Öyle ya hepimiz yanlızken ziyaret etmedimi sizi ve pencerenin önünde bekleşen sardunyayı.

"Sarılmak değilmidir üşürken birbirine ve sizi yakın kılan oysaki."

Onca telaşın içinde uçuşan sayfalar kaçışan gece kuşları karışırken geçmişe .
Hatıralar hazırlanmazmı bi tek yağmur damlasının iki kaşınızın tam ortasına bırakacağı ıslaklığa ve bakarken gözlerine hani o ama ahh o dediğinizin dudaklarındaki tebessüm kazınmazmı aklınıza ?.

Dolaşırken hücrelerinizde bir ömür hatırlanacak ve her defasında ama her defasında gözlerinizde sakladığınız o yağmur damlasını size hediye etmiyecekmidir ?

Korkmakmıdır hayattan oysaki şakağınıza dayanan gümüş kaplı mekanik huzur makinası ? yoksa özlemekmidir gidenleri ve bir gün kavuşulacak olanları.

"Sonsuzluk ,karşılarken fırtınayı davet etmekmidir içeri ?"

Resimsiz romanlara portreler yakıştırırken ,masal kitaplarına önsöz yazmıştık. Üç kelimeden oluşan aşk'la başlayıp yine aşk'la biten. Kimine göre günah kimine göre sırtında kanlı bıçak kadar hain.

Biri itiverdi içeriden bizi yada kovulduk işlenmemiş günahlar eşliğinde.
"Belkide farklı doğmuştuk biz."
Kim bilir adımızıda yanlışlıkla değiştirdiler belkide. İsim tamlamaları yakıştırırken sana "sevgiliden" önce "biz" demem ondandır belkide. Ve doğduğum yerlerin kokusu ondan yayılır saçlarından ve dağılır rüzgarlarda sonra fırtına olur ondan sonrada yağmur, anlımın tam ortasına oradanda canıma düşen.

Haketmek yağmurun tam altında ayakların çıplak ektiğin fidana siper olmak değilmidir ? Ve birgün altında dinlenmeyi hayal emek değilmidir "aşk".

Zoru seçmek değilmidir hayat ayaklarının altından akan sulara bakarken teşekkür etmek değilmidir toprağa. ve onur değilmidir geleceğe fırtına ekmek karışırken geceye sessizce sayfalara masal olmak.

Masal değilmidir "aşk" senin gözlerinde ellerinde dudaklarında.
"aşk" seni seviyorum demek değimidir ölümde olsan yağmurlarda



Saygılarımla.






Shocked






güneş yine doğmuş çoktan , penceremizden usul usul gün sızıyor. Gözlerimi kısarak bakıyorum önce odaya herşey ne güzel de yerli yerinde . hafif bi rüzgar odayı geziyor , tül perdemiz sevişiyor sessiz sesiz. Soluğunu ensemde hissediyorum , ellerin avuçlarımda ve sırtımda sen varsın . Ne güzel sevgili güvenle içime hayat doluyor. Başımı çeviriyorum sonra sana tek gözü çocuk gibi bana bakan göz.. Hiç konuşmadan bakıyoruz birbirimize . Kimsenin bu sessizliği bozamayacak kadar yakınız birbirimize , Aşk parmak uçlarından yüzümüze geçiyor , ne güzel sevgili her sabah aynı anda açmak gözlerimize sabaha .

günaydın hayat....günaydın sevgili...






" yaşıyorum yine başımda kavak yelleri .. "


dileme ithafen olsun .. mutlu kalın hep emii (:






bindokuzyuz84 Wrote: :
" yaşıyorum yine başımda kavak yelleri .. "


dileme ithafen olsun .. mutlu kalın hep emii (:


teşekkürler taner ... karanlık gecelerin dostu ...






Sende buraların kızı değilsin. Tıpkı benim gibi...






dar sokaklı küçük siyah beyaz betonları olan bir yer bizim yuvamız....
penceresi tozlarla kaplı , üflesek renkler dolacak sanki içeriye .....
2 oda küçücük bir mutfağımız....şimdiden hayal ediyorum sabahları omlet pişirdiğini....
Saydam bir mercekten bakıyoruz dünyaya. Demiştikya biz farklı doğduk.
Dünyaya tersten bakmalarımızdan oradandı belkide ondan zemin katın yansıması bu kadar mutlu etti bizi.
uçan balıkları görebileceğimiz deniz manzaramız olmasa da deniz bizim gözlerimizde ...







siz sevgilimisiniz






Hayranınım devilation.






Very HappyVery HappyVery HappyVery HappyVery Happy









hayalimin içindeki gerçekler....bazen ağıtsal bir yürüyüştür...
gerçekler içinde kalışlarım ise hayallere bağlı bir acı ...
iki dokunuş.......
ne vedasız yaşanabilir bu hayat ne de selam vermeden geçilebilinir...
hala aynı yerde ve aynı tutkuyla beslenir ruhum
ben ve varoluşlarım ...






gri bi kent burası , yağacak yağmurdan habersiz betonlar var....farklı şehirlerde soluk almak ...
kasveti akıyor üstüme ankaranın ....
gökyüzüne bakıyorum ... o yok burda....
mavi denizin arkasında kaldı diyor...
seyrine dalamıyorum kokundan uzak
koyverip gitmek kalıyor geriye....




Attention! You are currently viewing sitemap page!
We strongly suggest to look at original content

Search from web

Select page

Valid HTML 4.01 Valid CSS