>>  Site Map >>  Forums >>  Karalamalar

Forum module - topics in forum:



Karalamalar - Kafa öne eðilir ve yazýlar çýkar..



Siyah ülke

SİYAH ÜLKE
Kapalı kapılar ardında mahkûm,
Gökyüzünde yıldızı parlamamış,
Ay, ışığından mahrum bırakmış,
Gündüz hiç yaşanmamış…
O hep kapalı kapılar ardında kalmış, siyah ülke…

Biliyordum vardı böyle bir ülke.
Geceleri rüyama girerdi sessizce.
İnsanları gözükmüyordu caddelerde.
Onlar kapalı kapılar ardındaydı; siyah ülkede…

Kocaman kapısı vardı girişte.
Odunlar çakılıydı üzerine, sürgü diye…
Çocukken rüyama girerdi sessizce,
Masallar ülkesi sanırdım kendimce…

Oysa yıllarca kapalı kapılar ardında kalmış,
Gökyüzünde yıldızı parlamamış…
Ay, ışığından mahrum bırakmış.
Gündüz hiç yaşanmamış…
O hep kapalı kapılar ardında kalmış, siyah ülke…

Bir tek bulutlara sahipti gündüzünde.
Güneş parlamıyordu gökyüzünde.
Bulutları da siyahtı, gökyüzüde.
Hep gece yaşanırdı o ülkede…
Gözyaşı akardı yağmur diye,
Yürürdü bilinmezliğe…
Yalnızlığa aitmiş kendince.
Bir yeri bile yokmuş dünya üzerinde.

O hep kapalı kapılar ardında mahkûm;
Siyah ülke…






Düşündükçe devam ediyorum satırlarıma.
Devam ettikçe pansuman yapmak zorunda kalıyorum açık yaralarıma…
Pansuman yaptıkça daha da kanıyor sanki yaralarım.
Kanadıkça geçmişi hatırlatıyorlar...

Yıldızsız geceler fark ettiriyor yıldızların değerini.
Soğuk geceler fark ettiriyor hala sağ olan bedenimi.
Kaybettikçe fark ettiriyor yaşam yitirdiklerini.
Acı çektikçe fark ettiriyor hayat gerçekliğini…

Mutluluk uzak bir masal ülkesi sanki… !

Yetişemeyince hissediyorum yok olanları.
Ağrıyınca hissediyorum kalbimin varlığını.
Kalemi tutunca hissediyorum parmaklarımı.
Anlamaya başlayınca hissediyorum ruhumu…

Bedenim yaşadıkça, ruhum ölmeyi biliyor.
Ve ruhum yaşadıkça, bedenim ölmeyi…
Ve bir gün geliyor ikisi birden ölüyor!
Ve ölünce fark ediyorum yaşadığımı…

Mutluluk ölümle yaşam arasındaki masal ülkesi sanki…!






ben pek anlamam bu işlerden ama 1. ve 2. şiir arasında tarz olarak farklılıklar var sanki.1. sinden çok etkilendim. 2. si sıradan geldi biraz.






Her şeye biraz buğulu bakmak, daldığın yere hapsolmak.
Bir daha geri dönememek…
Gözlerim daldığı yere ait, ben hapsolmuşluğun çaresizliği.
Bir daha geri dönememek…
Ve bir iki damla yaşın yüreğimi rahatlatması…

Artık kendi dünyamdan, hapsolduğum yerden akmış bulunmaktayım.
Hapsolmuşluğun şaşkınlığı içinde acımın farkına varamamaktayım.
İşte bunun şaşkınlığı!

Seni hep daldığım noktada görmek,
Ve bir daha geri dönememek…






İlk şiirde en sade cümleleriyle anlatılmış o siyah ükeye gittim ve geldim.İşin bu tarafı her ne kadar siyah olsada heyecanlandırdı beni..






ilk şiir insanda birşeyler uyandırıo hislerine inio ama ardından ikinciyi okuyunca bi sıradanlık katıo bence...






Evelyn Wrote: :
Her şeye biraz buğulu bakmak, daldığın yere hapsolmak.
Bir daha geri dönememek…
Gözlerim daldığı yere ait, ben hapsolmuşluğun çaresizliği.
Bir daha geri dönememek…
Ve bir iki damla yaşın yüreğimi rahatlatması…

Artık kendi dünyamdan, hapsolduğum yerden akmış bulunmaktayım.
Hapsolmuşluğun şaşkınlığı içinde acımın farkına varamamaktayım.
İşte bunun şaşkınlığı!

Seni hep daldığım noktada görmek,
Ve bir daha geri dönememek…



Gerçekten harika...Bu yalın sözcüklerle yazılmış şiirde ''kendimi buldum'' desem abartmış sayılmam sanırım...Paylaştığın için sağol,yüreğine sağlık...






Teşekkürler






"Seni hep daldığım noktada görmek,
Ve bir daha geri dönememek…"

bunlar tam bir umutsuz aşka göre sanırım....






MetALgOds Wrote: :
"Seni hep daldığım noktada görmek,
Ve bir daha geri dönememek…"

bunlar tam bir umutsuz aşka göre sanırım....


Kimbilir,belkide...






Öyle siyahlaşmış ki yaşamım; biraz beyaz döksem üzerine, daha çok bulanıyor farklı bir renge bürünüyor…






Kalbim çölün ortasında susamış insanlığa.
Bir iki damla su görse çırpınıyor, oltanın ucundaki yemi gören balıklar gibi…
Ama tıpkı balıklar gibi;
Yemi görüyor oysa oltanın farkında bile değil!
Taa ki oltanın ucundaki yem olana dek…

Yüreğim susuz!
Bir iki damla suya rastlıyor arada…
Su ise koşuşturup duruyor ardında…
Susuzluktan yandığı sırada yüreğim, su çıkıp geliyor.
Ve kaçıp durmanın sonrasına ‘VUSLAT!’ diyor…
Oysa yüreğimin sıcaklığı suyu buhara çeviriyor, su yok oluyor.

Yüreğim susuz!
Ölüme yakın…
Ve içeriye bir iki damla su giriyor;
Sular buza dönüşüyor…

Sonra bahçemizdeki Japon gülü geliyor aklıma.
Kimse dönüp bakmasada kendi kendine bakabilen…
Yüreğim diyorum; Japon gülü gibi olmalı!
Yaşamalı, kendi kendine bakabilmeli…

Sonra dönüp bakıyorum yüreğime ve avuçluyorum.

Yüreğim susuz…
Yüreğim buz gibi!
Yüreğim; solmuş bir Japon gülü…






ÇIKAR ÖLGÜN BALIKLAR,CANSIZ PULLARI DONUK
EN ACILI DAMARDAN ÇEKTİĞİN ÇÜRÜK AĞLA
DEYİŞLER HASATINDA SÖZLERİN GÜLÜ KORUK
ŞİİRLER ÇAĞLA


BİR SIRÇADIR HER ŞİİR AĞIR GÜLLERLER TAŞIR
KALIN KESİKLER BAĞLAR İNCE İBRİŞİM BAĞLA
ÇÜNKÜ YÜREK YANGINI KİRLİ BUZLA DALAŞIR
ŞİİRLER ÇAĞLA


Alıntı:Süleyman Çobanoğlu...






Keşke hüzün yerine mutluluk görebilsek bu satırlarda...
Gecelere hapsolmadın,geceler satırlarına hapsoldu Edacım,bunu satırlarından görebiliyoruz.Ellerine,yüreğine sağlık.






beyazistanbul Wrote: :
Keşke hüzün yerine mutluluk görebilsek bu satırlarda...
Gecelere hapsolmadın,geceler satırlarına hapsoldu Edacım,bunu satırlarından görebiliyoruz.Ellerine,yüreğine sağlık.


Gecelerim eskisi gibi karanlık değil Özgürcüm,yıldızlardan merhametli olmalarını beklemiyorum artık.Elbet bi gün kayıp gidiyorlar..Artık satırlarıma geri döndüm.Fakat bayağı gerilemişim.Yüreğim karmakarışık.Sabit düşüncem yok.Bu yüzden zorlansamda yazmakta,satırlarımı yalnız bırakamam artık!Tek gerçek şu ki (yeni anladım) gecelerimi aydınlatıyor satırlarım... Exclamation




Attention! You are currently viewing sitemap page!
We strongly suggest to look at original content

Search from web

Select page

Valid HTML 4.01 Valid CSS