>>
Site Map
>>
Forums
>>
Karalamalar
Forum module - topics in forum:
Karalamalar - Kafa öne eðilir ve yazýlar çýkar..
eski metinlerden acılar
Karanlığa aldanan bir şey barındırıyordu iradesinde. Belki de sürekli korkuyla dolaşan, asla mutluluğu tatmamış biriydi. Karamsarlığını çok iyi saklamış olan bu adam, orman yalnızlığına bürünmüş vücuduyla günaha ve şehvete açıktı. Tanrının imparatorluğunda kaybolan bir kızıl bebek gibi yalnızdı. Tüm yaratılan doğruların yanında tüm tekliflere açık bir arzuyu taşıyordu. Çıplak ruhlara taparcasına kadınsı tenine dokundu, tüm eskimişliğin ve ucubelerin inadına. Ateşli bir müridiydi; âşık olduğu tabiatın karşı konulmaz zevkinin.
Tüm inancını iradesiyle oynadığı kumarda kaybetmişti. Ruhun kumar oynamasının en büyük haklılaştırılışı olarak… Tanrıya ulaşmanın ikiyüzlülüğüyle, aldatmacayla dolu bir adamın acizliğiydi bu. Çobansız bir sürünün içindeydi sanki. Tüm esaretiyle insanlığın açlığı karşısında çok güçlü olarak var olabilmişti. Öç almaya meyilli bir vicdanla yola çıkan bu adam, adanmışlığıyla yok olmaya mahkûm sürüyü uzaktan izledi.
Afyonunu kendi yazdıklarından alan bu adam, eşsiz ve parlak ruhuna uşak gibi davranarak tanrıya ulaşmanın, hatta tanrı olmanın yaratmaktan ibaret olduğunu fark etti. Alevlenen bedeni sayfalarla birleştiğinde insanlıktan koptu. Hiçliğe yaklaşan bu adam evrene gebe olan yalnızlığıyla yeniden vedalaştı. İçkisiyle öpüştükten sonra günlerce uçarak inandığı şiirsel ölümle tanışarak, sanatla yandaş oldu. Tapınakların en üst mertebesiydi bu gördüğü ve soluduğu hayat. Ölümünü kutsayarak hayatı yeniden kurguladı; bunu sırf kendi için yaptığına yemin ederek.
Bir insan mıdır? Yoksa bir tanrı mıdır doğa? Bu adamın hayatı, elleri, zihni, içgüdüleri, neyin malıydı evrende? İstenmeyen ve şüpheyle dolu delilik doğadan üzerine akarken, aklını kaçırmak bir saniyelikti. Duygu selinin ya da aşkın içgüdülere eşliğiyle birlikte. Aklını düşünürken hayatı kaçırdı; emek verdiği dişi tanrısını da. Zorunluluk en büyük acıydı kaçınılmaz olunca günaha çevriliyordu. Zenginlik buydu ve bu adam çok da zengin değildi? Daha sonrasında yok sayılan bu adama, doğallığın zarafetiyle bulduğu vahşiliği, yeniden armağan edildi.
diğer yazılara ne oldu

önemli değil bir daha yazarız...
eski metinlerden acılar II
Gözümün önüne gelen görüntüler… Bunlar kime ait? Kimin hayatını yaşıyoruz? Kimin arzuları ya da kimin inançlarını ezberledik? Bu sorular deli eden soruları düşünürken, aklımızın tüm uzuvlarını kaybettiğini fark ettim. Bunu anlamak hayatımın anlamsızlığıyla ilintiliydi. Aldatılan, zehirlenen ruhumuzla yaşadığımız bu sahte hayat bizim değildi artık.
İhanet içindeyiz! Tüm bildiklerimizi yadsıyarak ve vazgeçerek benliğimizden… Tüm korkularımızla, tüm ikiyüzlülüğümüzle yüzyıllardır bir yalanı yaşıyoruz! Evet, zehirlendik insanlığın karanlık mağarasında, birbirimizden beslenerek.
Zamanımız hangi yüzyılda gelecek diye düşünmek? Kaybedilen zamana ve zafere olan açlığa rağmen, hala köhne şarkılarımızı söylemekten bıkmadık. Peki, böyle mi devam edeceğiz? Kahkahalarını duyduğumuz insanlığın önünde tüm moralsizliğimizle diz çöküp yalvaracak mıyız? Kimler neşeli olmayı hak etti sizce? Basitlik denizinde yüzenler mi yoksa itilen hor görülen gücünden utandırılan bizler mi?
Acının kucağında karamsarlık emdik sürekli tüm haşmetiyle irkilen biz. Ezik içgüdülerin uşağı olmadık hiçbir zaman. Hatta ölmeyi ibadet sayan ve bu neşeli suretlerden dünyayı temizlemeye ant içmiş bir ordu olan biz, kudretimizi çoban bilerek başucumuza koyduk.

Aşkın Ritüeli
Ve kâğıda bir damla kan düştü.
Bardaktan intiharcasına…
Benim gibiydi tıpkı.
Kanarcasına…
Bir yalana teslim olmaktı.
Tüm hayatı.
Yine de tuttum elinden küçük kıyametin.
Yıkık bir çocuk parkı oldum bir anda.
Çocuklarım oynamayı unutalı çok olmuş.
Bir türlü ibret alamadım.
Gözümden kaçan bu aldanışa.
Şimdilerde,
Terk ediyorum biriktirdiğim huzuru.
Bu tarihi hezeyanda.
Bana biçilen sadece ustaca bir yalnızlıktı.
Ve kâğıda bir damla kan düştü,
Bardaktan intiharcasına.
Benim gibiydi tıpkı.

ayna ve ben ve sen
sen benim aynamdın
uğursuzluk hakkıyla kıramadığım her defasında
incittiklerimi acıttıklarımı gösteren
sen benim katilimdin her defasında hiç iz bırakmamış gibi ve her ipucu
sonunda kusursuz cinayetin hala peşimde
övünen
ama izlerini derinlerde yineleyen
sen benim aynamdın aklımdan kıramadığım
her yerin aklımda oysaki
yazamadıklarım
yazmadığım şiir gibi uzaktın bir yerlerde
ama sen benim kitaplarımdın bir yandan
hiç ayrılamadığım
ama
hepsi değilse de en önemli yerin hala aklımda
sen benim aynamdın uğursuzluk hakkıyla kıramadığım her defasında
incittiklerimi acıttıklarımı gösteren

noktalama yoktur kim nasıl isterse vurguyu öyle yapar bu şiirde tamamıyle özgürüz

| MetALgOds Wrote: : |
ayna ve ben ve sen
sen benim aynamdın uğursuzluk hakkıyla kıramadığım her defasında
incittiklerimi acıttıklarımı gösteren
 |
kırıp gidebilsek bir defa... bir kere de son darbeyi indiren, gözleri kan ateşiyle tütsülenen cellat olabilsek de, hissetmesek tüm dünyanın acılarının omuzlarımıza yara yapan ağırlığını....
bir anlık cesaret herşeyi bitirebilir veya başlatabilir de...
önemli olan bu riski alabilmek...
riskler tıpkı tercihler gibi yön verir hayata evet haklısın.
Altın Şafak
İstediğim sonu yazmadan önce irkildim karanlıkla.
Dedim ki nereye gider bu ızdırap ve müziğin çılgınlığı?
Yönümü şaşırtan birileri var sanki önümde.
Sürekli sesler çıkartıp kafa karıştıran,
Ölümü çağıran ağzıyla,
Sessizlikle mayalanmış bir çocuk,
Karşıma çıkar.
İnsanları özlerim bazen bu sokakta.
Derin derin soluyan bu karamsarlığı…
İçerleyerek kana buladığım cadde…
Sanki yabancıladı.
Ellerimi ayaklarımı,
Zincirleyen bu ruh.
İstediğim sonu yazmadan önce irkildim karanlıkla.
Heyecanı yaşamadan,
Ölümün öpücüğü hala aklımda.
Islak lanet bir dokunuş değildi oysaki,
Özlediğim bir şeydi.
Kükürt kokan bu yalnızlık,
Kadınsı bir şeyler doğurdu ay güzelliğinde.
Gecenin yaratıkları beni doğurdu.
Melodileri sarhoşluğunda,
Sendeleyip kendi içine düşen adam,
Becerdiği yaşamla,
Vücut buldu.
İstediğim sonu yazmadan önce irkildim karanlıkla.
Alışamadım.
Yine gitmeliyim.
Gitmeliyim!
Savaşın barbarları asıldı boynuma.
Beynimde asilliğin sefaleti…
Kopkoyu bir alacakaranlık…
Öldürmeyi öğretti ellerime.
Küçük kızlara öğrettiğim.
Dostluk…
Kalelere hapsolan kardeşlik…
Gururun esiri…
İstediğim sonu yazmadan önce irkildim karanlıkla.
İstediğim sonu yazmadan önce irkildim karanlıkla.
Dedim ki nereye gider bu ızdırap ve müziğin çılgınlığı?
Yönümü şaşırtan birileri var sanki önümde.
Sürekli sesler çıkartıp kafa karıştıran,
Ölümü çağıran ağzıyla,
Sessizlikle mayalanmış bir çocuk,
Karşıma çıkar.
İnsanları özlerim bazen bu sokakta.
İstediğim sonu yazmadan önce irkildim karanlıkla

| MetALgOds Wrote: : |
Sendeleyip kendi içine düşen adam,
Becerdiği yaşamla,
Vücut buldu. |
Öyle derin ki, çıkamıyor bir türlü içinden... Dışarısı öyle yavan ki, istemiyor da çıkmayı kendi içinden... Ve mürekkebi akıyor beyaz kağıtların üzerine... Bizlere içindeki dünyayı anlatıyor... Var gücüyle...
sadece ikimiz varız sanırsam burada etkileşimde bulunan ?
iki kişilik yalnızlıklar...