>>
Site Map
>>
Forums
>>
Edebiyat
Forum module - topics in forum:
Edebiyat - Kültür de lazým tabii..
FRANK HERBERT VE DUNE
İster onu gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu romanı, ister türler üstü bir başyapıt olarak tanımlayın Dune'u içine yerleştirebileceğiniz ne bir kategori ne de ona uygun bir sıfat bulabilirsiniz. Hayal gücünün şimdiye kadar ulaşmış olduğu en üst nokta, insan ve doğasının derinliklerine açılan bir kapı, bir erdem ve varoluş romanı, kendini her şeyin üstünde tutan insanoğlunun yüzüne karşı tutulmuş bir gerçeklik aynası. Tanımlamaları bu şekilde, sonsuza değin sürdürebiliriz. Ama emin olduğum bir şey var ki, az önce de belirttiğim gibi bunların hiçbiri tek başına Dune'u ifade etmeye kafi gelmeyecektir.
Bu yazıyı hazırlamadan önce bu işe başlamamı engelleyen bazı endişelerim vardı. Böylesine sevilen bir eser hakkında yazmaya bilgi ve becerim ne derecede yeterli olacaktı? Daha doğrusu bunu yapmaya hakkım var mıydı? Ama sonra şöyle bir anti-tez geliştirerek kendimi rahatlattım. Sonuçta en kötü Dune yazısını yazsam bile yazara ve eserine olan saygım dolayısıyla bu yazının okuyucu için iyi-kötü bir anlamı olacaktı. Yaptığım iş kumsalda bir kum tanesi sayılacaksa da, en azından bir dehanın ellerinden çıkmış esere bir saygı duruşu olacaktır aynı zamanda.
ETKİLEYİCİ BİR OYUN
Dune ile ilk tanışıklığım henüz lise yıllarındayken bir bilgisayar oyununu bilgisayarıma yüklemememle başlar. O zamana kadar ne Frank Herbert'ın ne de Dune'un adını duymuşluğum vardı. Oyunun o etkileyici açılış sekansı bugün gibi gözlerimin önündedir:
Yıldızlı bir dekorun önünde tüm ihtişamıyla yükselen ve sarı renklerin hakim olduğu bir gezegen. Daha sonra kum tepeciklerinin olduğu ekrana geçiş. Arka planda bir kadının etkileyici sesinden şu cümle aktarılır:
"Dune, Home of Spice."
Evet, tam kalbimden vurulduğum an o andır. Artık bu vakitten itibaren zaman benim için çok farklı bir biçimde akmaya başlar. Nitekim Dune hakkında bildiğim şeyler oyunun içerdiklerinden öteye gitmez. Her geçen gün, orda burada bahsi geçen, İngilizce bilen büyüklerimizin ballandıra ballandıra anlattıkları (belki de ağzımızın suyu akarken bizi izlemek onlara keyif veriyordu), yok efendim insanların adına klanlar, dernekler kurduğu Dune'u daha da merak eder olmuştum.
Sonra 1997 yılı geldi çattı. Şu anda bu yazıyı hazırlarken ekranın yanı başında duran "Çöl Gezegeni: Dune" adlı kitap nihayet Türkçe olarak piyasadaydı. Benim deli gibi kitabı alıp, bir çırpıda okuduğumu düşünüyorsunuzdur. Hayır! Elbette kitabı aldım ama hemen okumadım. Büyülü ya da kutsal bir şeymiş gibi ona dokunmadım ilkin. Okumaya korkuyordum, çünkü kafamda öyle şeyler yaratmıştım ki eğer okursam kitabın sihri tümden bozulabilir diye endişe ediyordum. Daha önce hiç bilimkurgu okumamıştım ve bilimkurgu edebiyatına yabancı herkes gibi bu türden nefret ediyordum.
Kitap bir süre öylece rafta durdu. Zaten başka şeylerden hepten okumayı unuttum. Sonra ansızın, ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum, kapağı çeviriverdim. Önce ilk sayfa, ardından bir diğeri, bir diğeri derken devamı geldi. Korkunç bir gücün çekim alanına girdiğimi biliyordum. Artık kimse beni bu kitabı okumaktan alıkoyamayacaktı.
"BEN YAZAR OLACAĞIM!"
1920 yılında dünyaya gelen Frank Herbert, bilimkurgu edebiyatına meraklı tipik bir Amerikan çocuğu olarak yetişir. O zamanların meşhur Rover Boys'un Maceraları'na olduğu kadar H. G. Wells ve Jules Verne gibi bilimkurgu yazarlarının öykülerine de büyük bir ilgisi vardır. Belki çok bildik bir durumdur ancak sekizinci doğum gününde mutfak masasının üzerine çıkıp ailesine "Ben ileride yazar olacağım!" demesi daha o sıralarda çizgisini çoktan belirlemiş olduğunu göstermektedir.
Büyükbabası John McCarthy, "Gerçekten ürkütücü. Bir çocuk bu kadar zeki olmamalı," diye düşüncelerini dile getirirken herhalde pantolonu belinden düşen, sürekli burnunu karıştıran bir velet ile ileride bir efsane olacak bir yazar görüntüsünü yan yana getirmekte zorlanmış olmalıdır.
Çevresinde olup bitenlere bitmek tükenmez merakı ve bağımsız kişiliği yazarın, ileride Dune'u yazması için gereken materyalleri kafasında toplaması için bir araç olur. Frank, belki de herkesin ürktüğü ancak ona aynı zamanda hayranlık duyduğu şu klasik akıllı (!) öğrencilerdendir. Henüz öpüşmeyle hamile kalmak arasında yoğun bir bağlantı kuran sınıf arkadaşlarından insan vücudunun cinsel fonksiyonları hakkında edindiği derin bilgileri paylaşmayı ihmal etmeyecektir. (Dune'un altıncı kitabında gelecekte cinselliğin nasıl bir güç aracı haline geldiğini ve aşkın ne derece yozlaştığını görürüz.)
Washington Üniversitesi'nde Yaratıcı Yazarlık okuduğu yıllarda karnını doyurabilmek için iki öyküsünü Esquire ve Doc Savage dergilerine yollar. Bu arada aynı okulda okuyan ve ileride mutlu bir birliktelik kuracağı Beverly Stuart ile tanışır. İkisi beraber çeşitli dergilere yazılar yazmaya devam ederler.
Çocukluğundan gelen durmak bilmez merakı bir nebze olsun azalmayan Herbert, hemen her türlü alana el uzatacaktır. Muhabirlik, editörlük ve bir televizyonda kameramanlık yapar, bir yandan psikoloji, din, ekoloji ve politika üzerine bilgi birikimini artırır. Tüm bunların harmanlanması yazarı yavaş yavaş bir başyapıt yazmaya itecektir. Yaşamındaki çalkantılara ve bir süre sonra okuldan atılacak olmasına rağmen kendini yetiştirme azmini kaybetmez.
Onu politik kişiliğiyle görmeye çalışanlar hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Solcular, Cumhuriyetçi cephesine yakınlığı dolayısıyla hoşnutsuzdurlar. Sağcıların açısından bakacak olursak Herbert'ın savaş karşıtı anlayışı ve Dünya Çevre Günü gönüllüsü olması son derece rahatsızlık vericidir. Despotluğa ve bürokrasinin acımasızlığına tahammül edemez kimliği Dune serisinde bir bütünlüğe erişecektir.
KİMSENİN ÖNEMSEMEDİĞİ BİR KİTAP
Filmi ileri sarıp 1965'e gelelim. Herbert altı yıllık uzun uğraşlarının sonucunda ilk Dune kitabını yayınlatmayı başarabilmiştir. Tam 23 yayınevini dolaşıp reddedildikten sonra! Ve bu kitap için sadece 7.500 $ alabilmiştir ki bu herhalde dünyada çok konuşulacak bir kitap için oldukça mütevazı bir rakam. Başlarda eleştirmenler tarafından yerden yere vurulan ve herkesin burun kıvırdığı kitap yakında 10 milyon baskıyla dünya çapında ses getirecektir.
"İlk kitabın baskısının ardından yayıncıların raporları çok yavaş geldi ve geldiğinde de doğruluktan uzaktı. Eleştirmenler kitabın elle tutulur yanını bırakmadılar. On ikiden fazla yayıncı baştan bu kitabı reddetti. Reklamı yoktu. Ama bir şeyler oluyordu yine de.
"İki yıl sonra, kitapçılar ve okurların kitabı bulamadıkları yönündeki şikayetleri karşısında zor durumda kaldım. Bütün Dünya Katalogu kitabı övdü. Yeni bir kült mü yarattığımı soran telefonlar alıyordum insanlardan.
"Yanıt: 'Vallahi hayır!' " diye samimi bir şekilde düşüncülerini dile getirir Herbert.
STAR WARS DUNE'A KARŞI
Hem çevrenin bizim üstümüzdeki etkisi hem de insani değerler üzerine bir roman yazmak istemiştir. Daha etrafımızın "Star Wars" markalı ürünlerle işgal edilmediği bir sırada detaylarına inildikçe daha da derinleşen devasa bir evren yaratmıştır. Ama onun yaptığı Tolkien ya da LeGuin gibi salt fantastik bir dünya meydana getirmek değil onun çevresinde gelişen olaylarla insanlığa ışık tutan bir öykü de sunmaktır. Ki Dune'u ele aldığımızda, geçmiş ruhların bedende yeniden uyanması dışında, bilimkurgu kalıplarına tamamıyla uyduğunu görürüz.
Peki nedir bu işin sırrı? Dune'u bu kadar üstün yapan nedir? Bu soruyu sıklıkla sorarım kendi kendime. Sanırım aklıma ilk gelen, "incelik" olacaktır. Her şey tüm detaylarıyla verilir. Yazar, çölde Arap göçebeler gibi yaşayan Fremenler'in su yoksunluğuna dayalı davranış ve buna bağlı gelişen kültürlerinden, ekoloji, felsefe ve "yarı ilkel-yarı modern" savaş tekniklerine kadar birçok konuyu abartmadan bize ustalıklı bir anlatımla sunar.
Ardından "çatışma" gelir. İyi bir öykünün temeli çatışma olduğuna göre kitabın adı bile bize bu çatışmanın ne olduğunu açıkça ortaya koyar: DUNE. Yani evrende herkesin elde etmek istediği bir gücün, baharın ve onu meydana getiren kum solucanlarının bulunduğu gezegen. Tüm kurgu bu çatışmadan dallanıp budaklanır. Gezegen, galaksinin güç odaklarının ağzını sulandıran bir silaha dönüşmüştür artık. Bene Gesserit'ler, İmparatorluk, CHOAM, Harkonnen'ler arasında hem görünen hem de görünmeyen bu mücadele, Caladan'ın yeşillik ve sulak gezegeninden gelen Atreides'lerin gezegene iniş yapmasıyla doruk noktasına ulaşır.
Mükemmele yakın karakter analizleriyse karakterlerin iç çatışmalarını bize çok çarpıcı bir biçimde yansıtır. Öyle ki artık insanların dudak kıvrımlarından, gözlerinin bir anlık hareketine kadar her şeyden bir yorum çıkarır olursunuz. İyiler gerektiğinde kendi çıkarları için taraf değiştirirler. Ancak bunun ne zaman ve nasıl olacağını bilemezsiniz. Bu da işin sürprizidir. Dengeler ne kötülerin ne de iyilerin lehine değişir. Her zaman bir handikap mevcuttur. Keza iyi-kötü kavramları bu öyküde bertaraf edilir. İnsanlar için tek bir durum söz konusudur: evrimlerinin gereksinimini yerine getirmek: yani yaşamak için ne gerekiyorsa onu yapmak.
Herbert, Dune evrenini kaleme alırken temelde iman aleviyle yanıp kavrulan kitlelerin körü körüne bir Mesih'i izleyişlerinin ve bunun etrafında şekillenen olguların üzerinde durmuştur. Aslında insanlığın inanç tarihinin bir öngörüsüdür bu. Olaylar geçmişte olanlara, hatta bugüne çok benzer. Belki de din adına yapılan kıyımın çarpıcı bir metaforudur Dune.
T ARAŞTIRMASI
Peki böylesine mükemmel bir eseri ortaya koyan bir insan, gerçekten de mükemmel biri midir? Yanıt: kesinlikle hayır.
İki oğlundan Brian'ın 1947'de ve diğeri Bruce'un 1951'de doğmasının ardından yazarın pek iyi olmayan ev içi hayatı daha da karışacaktır. Bir yazar için en önemli şeyin sessizlik ve huzur olması gerekirken o bunların çok uzağındadır. 18'ine gelen Bruce'un evden atılması ve Herbert'ın oğullarını bir yalan makinesine bağlamaya varacak kadar ileri giden travmatik durumlar bize Çöl Gezegeni: Dune'daki "Kutu" ve Dune'un Kafirleri'ndeki "T Araştırmasını" hatırlatır.
MACERA BAŞLIYOR!
İlk kitabın ana karakteri olan Paul Atreides çevresindeki hocaların yardımıyla savaşmanın tüm inceliklerini öğrenen bir yeni yetmedir. Beri yandan Herbert bize daha baştan ikinci çatışmayı sunar. Paul'un annesi Jessica aslında Dük Leto Atreides'in zevcesidir (yani bir gayr-i meşruluk söz konusu) ve nihai amaçları şeytani planlarını gerçekleştirecek evrensel gücü, Kuisatz Haderah'ı yaratmak olan Bene Gesserit Rahibeleri'ndedir. Ancak işler bekledikleri gibi olmaz. Çünkü Rahibeler'in binlerce yıldır titizlikle sürdürdükleri soy dizilimi, Jessica'nın Leto'ya apansız aşkı yüzünden bozulur.
İlk sahne Jessica'nın ikilemiyle açılır ve bir annenin yavrusuna olan sevgisi ile görevi icabı yapması gerekenler arasındaki kararsızlığı derin bir çekim etkisi yaratır okuyucu üzerinde. Oğlunun gerçekten Kuisatz Haderah olup olmadığının anlaşılabilmesi için bir test yapılması gerekmedir ve bunun iki sonucu vardır: Sınavı geçmek ya da ölmek.
Genç Paul ise hiçbir şeyden habersizdir. Annesi onu testi yapacak Baş Rahibe ile baş başa bırakır. Lady Jessica, Paul için endişeye kapılmaktadır lakin onun Kuisatz Haderah olduğundan hemen hemen emindir. Fakat emin olmasaydı bile yine öz oğlunu o odaya itekleyip iteklemeyeceğinin kuşkusunu içimizde taşırız. (Ki serinin son kitaplarından birinde bunun bahsi geçecektir.)
Baş Rahibe, Paul'e küp biçimli, yeşil bir kutu gösterir ve elini içine sokmasını söyler. O sırada Rahibe, diğer eliyle çocuğun boynuna bir şırınga dayamıştır. Eğer bir şekilde elini kutudan çekerse Paul iğnedeki zehir yüzünden ölecektir. Tereddüt eden Paul denileni yapar. Önce elinin yandığını hisseder. Gittikçe kötüleşir öyle ki derisi kemiklerinden sıyrılır gibi olur ve kadının emriyle elini kutudan çeker. Eline aslında hiçbir şey olmamıştır. Sınavı geçmiştir.
Ve böylece Paul'un çok önceden belirlenmiş kaderi yeni bir yön almış olur. Bir büyüme öyküsüne dönüşür her şey. Onun rakiplerini alaşağı etmesinden sonra, adım adım insanlıktan çıkıp, acımasız bir Tanrı olma aşamasına yaklaşmasını izleriz seri boyunca. Geçen yüzyıllar içinde Dune başkalaşır ve öykü bambaşka durak noktalarına bırakır okuyucuyu.
İkinci kitapta gûla felsefesiyle tanışırız. Yazar öykünün kalbinde, eğer ölen sevdiklerimiz teknik imkanlarla yeniden yaratılacak olsalardı geçmişteki hallerine ne kadar benzerlerdi sorunsalına bir yanıt arar. Babasının yerine geçen Paul artık bir imparatordur ve Dune, yani Arrakis, tamamen onun hakimiyetindedir. Bir Fremen kadını olan Chani ile evlenmiş ve çocukları olmuştur.
Dune'un Çocukları'nda tutkuyla sevdiği Chani'nin ölümünün ardından çölde ansızın kaybolan ve bir daha haber alınamayan Paul'un bıraktığı yerden hikayeye devam eder Herbert. Öykü Paul'ün çocukları Leto ve Ganima üzerine odaklanır. Özellikle de küçük Leto'ya. İki çocuk da babalarının doğaüstü güçlerini miras almışlardır ve çocuk olmalarına rağmen büyükler gibi hatta onlardan daha ileri düzeyde düşünebilmektedirler. Kitabın sonuna doğru Leto, Dune evreninin can damarı olan kum solucanlarıyla birleşecek ve bu metamorfozdan Dune'un Tanrısı doğacaktır.
Artık Leto ölümsüzdür. Bene Gesserit tehlikesi saf dışı edilmiştir. Geçen binlerce yıl içinde milyonlarca mürit toplamış ve Tanrı mertebesine yükselmiştir. Lakin bunun bedeli olarak insanlığından çıkmış, dev solucan bedenine hapsolmuş bir garabete dönüşmüştür. Öyle ki onun en yakınındaki insanlar bile ona bakmaya tahammül edememekte ve onun uzağında durmaktadırlar. Ve bu dördüncü kitapta, ilk bölümde Paul için hayatını feda eden mentat Duncan Idaho Tleilaxu tarafından ikinci defa (ve sayısız kez yeniden) yaratılır. Ancak çatışma unsuru burada da devam etmektedir. Idaho bir süre sonra önceki bedeninin hatıralarını yeniden aklında canlandırdığı zaman II. Leto'nun yaptıklarından nefret duymakta ve tekrar ölme arzusu içinde dayanılmaz bir hale dönüşmektedir. Ve böylece pek çok kez kendini katleder ve II. Leto'nun isteğiyle pek çok kez dünyaya gelir. Öykü boyunca bunun nedenini anlamak isteriz, fakat Herbert pek ipucu vermez. Ve finalde, Tanrı Leto zaten çok önceden bildiği kaderine yenik düşer ve en küçük parçasına kadar yok olur (bunu dördüncü kitabı okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız). Artık II. Leto'nun soyu Idaho ile devam edecektir.
Tanrı'nın ölümünün ardından "altın yol" gerçekleşmiş ve saçılmadan kurtulanlar yeni bir mücadeleye girişmişlerdir. Bu kez Bene Gesserit'ler ön plandadır. Rahibeler hala nihai amaçlarına ulaşmak istemektedirler ancak karşılarında "orospular" olarak tanımladıkları ve II. Leto'nun dinine hizmet eden Şerefli Analar vardır. II. Leto'nun kum solucanlarında hayat bulan varlığı, Sheena adlı bir kız sayesinde fark edilecektir. Söylenene göre de bu kızın garip güçleri vardır ve çocuk, yeniden çölleşmiş Dune'un kumullarında dolaşan kum solucanları ile konuşabilmektedir. Artık Bene Gesseritler'in yeni hedefi bu küçük kız çocuğu olacaktır.
Daha çok cinsellik üzerine kurulu son kitapta Duncan Idaho yeniden karşımıza çıkar. Bene Gesserit son kozunu oynamak için Tleilaxu ile pazarlık masasına oturmuştur. Çünkü Tleilaxu'nun insanı tek bir hücresinden yeniden yaratabilme gücüne ihtiyaçları vardır. Her hamle satranç tahtasındaki gibi bir risktir. Üstün taraf sadece doğru hamleyi yapacak olandır ve geride kalanlar amacı yerine getirecek piyonlardan başka bir şey değildir.
Ve Herbert, kanserden ölen eşi Beverly'ye kısa bir ithafla bu muhteşem seriye son noktayı koyar.
DUNE 7
Ancak her şey burada bitmez. Öykü çok önemli bir yerde kalmıştır. Ne var ki yazar Dune 7'yi yayınlayamadan hayata veda eder. 1999'a gelindiğinde Kevin J. Anderson ve oğlu Brian Herbert tarafından Dune evrenini temel alan ve hikayenin çok öncesini anlatan yeni kitaplar yayınlanır. Lakin hiçbiri gerçek Dune'un yerini ve son kitabın yarattığı boşluğu doldurmaz. Ta ki Herbert'a ait bir banka kasasında, üzerinde "Dune 7" yazılı ve kendi imzasını taşıyan taslaklar bulunana kadar. 2004'ten sonraki bir tarihte belki de hepimiz yeni bir Dune'a kavuşmuş olacağız.
VE HER ŞEY SONA ERERKEN
Bu yazının sonuna gelip geriye baktığımda daha Dune'un yüzde birini bile anlatamamış olduğumu görüyorum. Size ne mentatlardan, ne Fremen'lerden, ne kum solucanlarından, ne de Harkonnen'lerden ve ne şundan, ne de bundan bahsedebildim.
Belki de hiçbir şey anlatamamışımdır. Ama önemli olan bu değil. Yapacağınız en iyi şey doğru bir kitapçıya gitmek ve göreceğiniz ilk Dune kitabını almak. Bundan sonra siz de o evrenin bir parçası olacaksınız. Önemli olan sadece bu.
Ben de Beverly Ann Stuart Forbes Herbert'ın Dune'da anlatılmak istenenleri çok güzel özetleyen bir sözüyle bu yazıyı bitiriyorum:
"İntikam çocuklar içindir. Yalnızca temelde gelişmemiş insanlar bunu isterler."
-BU YAZI BİR ALINTIDIR...